İlişkisel Pazarlamayı Yanlış mı Anladık?

May 15, 2006 at 7:10 pm 7 comments

Derstsiz başıma dert açtığım yeni bir yazı daha. Uzun süredir aklımı kurcalayan bir sorıydu bu zaten; Acaba ilişkisel paarlamayı yanlış mı anladık? Kötü habere hazır olun, sanırım öyle…

 

 İlişkisel Pazarlama, son yıllarda adından en çok söz ettiğimiz kavramlardan birisi. Genel bir tanım yapmak gerekirse, ilişkisel pazarlama mevcut müşterileri elde tutmanın yeni müşteriler kazanmaktan daha az maliyetli olduğu fikrine dayanır. Buradan hareketle de, mevcut müşterilerle uzun vadeli ilişkiler kurulmasına odaklanır (ilişkisel pazarlamada, uzun süre birlikte çalışılan müşterilerin daha karlı olacağına dair bir inanç vardır, gerçi bunun tüm müşteriler için doğru olmadığı yapılan araştırmalarla ortaya konmuş durumda ama konumuz bu değil şu anda).

İlişkisel pazarlamanın temellerine bakacak olursak, bu kavramın “ağ paradigması”nın bir parçası olarak, endüstriyel (işletmeler) pazarlarda ortaya çıktığını görürüz. Ağ paradigması kısaca şunu söyler, “günümüz dünyasında, küresel pazarlarda başarılı olabilmek, kurulan örgütsel ağlarda etkin işbirliklerini gerektirir”. İşte bu işbirliklerini sağlamak, değişime taraf olan tüm diğer örgütlerle (tedarikçiler, dağıtımcılar vs.) uzun süreli ilişkiler kurulması gerektiğini önerir. Artık, bir tarafın diğer tarafa göre daha baskın güç olduğu ve aradaki değişimi yönettiği (çoğu zaman hiyerarşik bir yapıda) yapılar başarı şansını kaybetmekte ve bunun yerini, karşılıklı bağlılığın ve güvenin yer aldığı, ağ yapıları önem kazanır olmaktadır. Güç, ikna stratejilerinde hala önemlidir ancak bu güç şekil değiştirmiştir. Ödül ve tehditlerin yerini uzman ve referans gücü almaya başlamıştır. (Bu güç değişimi konusunda A.Selim Tuncer’in aşağıda linklerini verdiğim yazılarını okuyabilirsiniz.) Bu paradigmanın getirdiği ilişkisel pazarlama da, ilişkiler, ağlar ve etkileşimler olarak görülen bir pazarlama anlayışıdır.

İşte tüm bu değişim, ensütriyel pazarlardaki oyuncuların uzun süreli ilişkiler kurmaya odaklanmasına sebep olmuştur. Doğal olarak araştırmacılar da, alıcı ile satıcı arasındaki ilişkileri etkileyen unsurların ve daha uzun süreli ilişkiler kurmaya etki eden faktörlerin neler olduğunu incelemeye başlamışlardır. Yapılan çalışmaları şöyle bir incelediğimde, ilişki sürecinin oldukça karmaşık bir yapıya sahip olduğunu ve çok sayıdaki unsurdan, farklı şekillerde etkilendiğini gördüm. Ancak, yapılan bu çalışmalar içinde, ortak iki unsurun daha belirgin olarak öne çıktığını söyleyebilirim; bağlılık ve güven.

“Bağlılık (commitment)” unsurunu biraz açalım isterseniz. (bu kavram aslında sadakat (loyalty) ile çok yakın). Bağlılık, ilişkilerin temelinde yatan karşılıklılık, sadakat ve alternatiflerden vazgeçilmesi ile yakından ilgili bir unsur. Bir ilişkide bağlılık aşamasına gelinmişse, taraflar uzun vadede fayda elde etmek için kısa vadede fedakarlıklar yapmaya hazırdır. Ayrıca bu aşama, artık tarafların birbirlerine karşılıklı olarak ciddi sözler ve taahhütler verdikleri, bağlayıcı bir anlaşma niteliğindedir (Hacıefendioğlu, 2005). Bu aşamada, taraflar ilişkiyi korumak/sürdürmek için ellerinden gelenin en fazlasını yapmaya isteklidirler, çünkü bu ilişki taraflar için “değerli” (önemli) bir ilişkidir.  

Bağlılık, rasyonaliteye ve devamı olmayan işlemlere dayalı ekonomik modelden oldukça farklıdır. Zira bu ekonomik modeller, kısa vadede daha karlı olabilecek alternatiflerden, değişim ortağı ile ilişkiyi korumak adına vazgeçilmesini, irrasyonel olarak değerlendirecektir. İlişkisel paradigma ise, kısa vadede vazgeçilen bu avantajlara karşılık olarak, bağlılığa dayanan ilişkilerin, uzun vadede daha karlı sonuçlar doğurabileceğini söyler.

Peki ama ilişkide bağlılığı ne sağlar? Gene pek çok farklı faktör sayılabilir ama bir faktör var ki diğer hepsinin önüne geçmeye aday gözüküyor (araştırma sonuçları da bunu destekliyor zaten): Güven (Trust). İlişkisel pazarlamada güven, bir ilişkide taraflardan birinin, diğer tarafın vermiş olduğu sözlerin gerçekleştirileceğine dair hissettiği inancın derecesini belirleyen bir boyut. Güven, karşı tarafın iyi niyetini istismar etmeyeceğine dair inançtır. (Hacıefendioğlu, 2005) 

Güven, ilişkide gerçekleşen değişimlerde oldukça büyük bir öneme sahip. Çünkü içinde güven barındıran ilişkiler, tarafların bu ilişkiye daha fazla bağlılık göstermelerine sebep oluyor. Toplumsal Değişim Teorisi, bu durumu karşılıklılık ilkesi ile açıklıyor; “Güvensizlik güvensizliği doğurmakta ve bu durum ilişkide bağlılığın düşmesine neden olmaktadır. Bağlılığın düşük olduğu ilişkilerde ise taraflar, kısa vadeli değişim işlemlerine odaklanmaktadır.” Bu sebeplerden ötürü, güven ilişkide bağlılığın temel belirleyici etmenlerinden birisi konumunda.

Buraya kadar anlattıklarımızdan, güvenin ilişkide bağlılığı sağlamak için en önemli faktör olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, ilişkilerin uzun süreli olmasının, çok önemli iki koşulu daha var; bunlardan ilki bağlılığın karşılıklı olması (yani ilişkinin her iki tarafının da bu ilişkiye bağlı olması), ikincisi ise karşılıklı bağlılığın orantılı olması (yani her iki tarafın da ilişkiye aynı oranda bağlı olması). Taraflardan birisi ilişkiye diğerine göre daha fazla bağlı ise veya bağlılık karşılıklı değilse, ilişkiye daha fazla bağlı olan taraf, diğer taraftan gelebilecek fırsatçı davranışlara karşı, daha savunmasız kalıyor. Bu durum da ilişkinin çözülmesinin başlangıcı olabiliyor.

Şimdi gelelim, ağ paradigması sonucu ortaya çıkan ilişkisel pazarlamanın, tüketici pazarlarındaki yansımalarına ve ortaya çıkarttığı oluşumlara. Her şeyden önce, “sadakat” kavramı “bağlılık” kavramının yerini almış durumda bu pazarlarda. Aslında, sadakatin tanımı da bağlılık ile hemen hemen aynı. Sadakat için de güven en önemli unsurlardan birisi. Ortaya çıkan farklılık ise, ilişkinin sürmesi için gerekli olan unsurlarda yatıyor; yani sadakatin karşılıklılığı ve orantılı olması.

Nedense, bu pazarlarda hep müşteri sadakatinden bahsediyoruz da işletmenin müşterisine sadakatinden hiç bahsetmiyoruz. Müşterilerimize öyle bir değer sunuyoruz ki (tabi bu değerlere çıkış engellerini de ekledik mi herşey tamam oluveriyor), onlar bizden ayrılmak istemiyorlar ve birden sadık müşterilerimiz oluveriyorlar (külliyen yalan). Ama, müşteri tökezledi mi, başı sıkıştı mı, karlılığı düştü mü ya da daha iyisini bulduk mu, arkamızı dönüveriyoruz ona. E müşteri de salak değil, anlıyor bu samimiyetsizliği ve başlıyor işletmelerin bu zayıflığını kullanmaya. Sen bana bağlı değilsen ben sana hiç değilim, işime gelene giderim diyor ve ekliyor, “ama uygun bir fiyata, öyleymiş gibi davranabilirim”. Durum böyle olunca da, müşteri sadakatini parayla satın almaya çalışıyoruz, daha fazla puan, daha çok indirim, daha çok kampanya.

Elbette müşteriye sürekli değer yaratmak çok önemli. Bu yüzden de müşteriyi anlamak gerekiyor ki onun için önemli olan değerleri bulalım, istediğini ona verelim. Dahası onları daha yakından tanıyalım ki daha yakın ilişkiler kurabilelim. Bunun için de veri tabanlarını kullanalım. Buraya kadar bir sorun yok. Ama be kardeşim, elini veren kolunu kurtaramıyor bu veri tabanlarından. O veri tabanlarından bazılarına girdiniz mi dönüşü olmayan bir yola da girmiş oluyorsunuz. Allah ne verdiyse gönderiyorlar da gönderiyorlar. Göndermekle kalsalar iyi, bir de arıyorlar. Akşam eve gelmişsiniz, bütün günün yorgunluğu üstünüze çökmüş, yemek yiyip televizyonun karşısına devrilmek için son enerjinizi de kullanıyorsunuz. Tam bu sırada cep telefonunuz çalıyor ve karşıdaki başlıyor birşeyler anlatmaya. Eh be kardeşim, sen ver bana ev/cep telefonunu, ben sen eve dönünce seni arayayım diyesi geliyor insanın (Seinfeld’de Jerry’nin evi arayan bir pazarlamacıya verdiği cevaptı bu, ne zamandır birisi arasa da söylesem diye fırsat kolluyorum ama bir türlü aramıyorlar, akıllandılar mı ne J ) Neyse işi dalgaya vurmayalım, konumuza devam edelim biz.

Son dönem yapılan araştırmaların büyük bir kısmı da benim yukarıda anlattığım bu sorunları destekliyor. Özellikle de toplanan müşteri bilgilerinin kullanımına dair eleştiriler yükseliyor. CRM’e getirilen eleştiriler artıyor ve ben diyorum ki;  

Galiba biz bu ilişkisel pazarlamayı tamamen yanlış anlamışız. Müşterinin istediği çok fazla şey yok aslında (bizim sandığımızın aksine); bize güvenmek istiyor, başı sıkıştığında da arkasında duracağımıza inanmak istiyor, yarını düşünmeyip günü kurtarmak derdiyle onu kazaklayacağımız endişesini yaşamamak istiyor, biz ona bağlı olduğumuz sürece bize bağlı olmayı vaadediyor (ve belki de karşılığında puan beklemeden). Bizden adil olmamızı bekliyor. Kar etmek zorunda olduğumuzu o da kabul ediyor ama kaybeden taraf hep o olmak istemiyor, bu işin bir orta yolunu bulalım diyor (yoksa sizin karınızı sıfırlamak için elinden geleni yapıyor) Aradaki ilişkiyi karşılıklı yönetmek istiyor, ne bizim ne de onun baskın olmadığı, düzeyli bir ilişki istiyor :)

Aslında yaşadığım bazı deneyimleri de paylaşmak istiyordum ama bu yazı zaten yeterince uzun oldu (nedense bir türlü kısa kesmeyi beceremiyorum). Sonraki yazılarda bu deneyimlerimi de paylaşmak istiyorum. Bu konuda yalnız olmadığımı biliyorum ve sizler de benzer deneyimlerinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim. Belki ne demek istediğimizi (biz) pazarlamacılara daha açık şekilde anlatabiliriz, ne dersiniz?

Not1: Bağlılık ve güven unsurları üzerinde durdum diye başka faktörler yok sanmayın. Başka birçok faktör var ama ilişkisel pazarlamayı ya da CRM’i ne kadar yanlış anladığımızı anlatan ve uzun süreli ilişkilerin kalbinde yatan unsurlar olması nedeniyle, bu ikisi üzerinde duruyorum.

Not2: Tam bu yazıyı hazırlarken Seth Godin’in blogunda “CRM is dead” başlıklı yazısını gördüm. Disney’in CRM’i (customer relationship management) CMR ile yer değiştirmesinden bahsediyor. Yani Customer Managed Relationships. Olumlu bir yaklaşım ama bence ilişkinin sürmesi için hala yeterli değil. İlişkinin sürmesi karşılıklılık esasına dayanıyor. Sadece müşterinin ilişkiyi yönetmesi de birşeylerin eksik kalmasına sebep olabilir.  

Not3: A.Selim Tuncer’in yazıları“Marketing is power, soft power…”“İnce gücün gücü ve güç kayması 

Ekleme: Evren Bal'ın benzer bir yazısı: Müşterilerinize Sadık mısınız?

Yararlanılan Kaynaklar:

Achrol, Ravi S. (1997), “Changes in the theory of interorganizational relations in marketing: Toward a Network Paradigm”, Academy of Marketing Science. Journal, 25, 1, s.56

Evans, Martin (2003), “The relational oxymoron and personalisation pragmatism”, The Journal of Consumer Marketing, 20, 7, s.665

Gundlach, Gregory T., Achrol, Ravi S. ve Mentzer, John T. (1995), “The structure of commitment in exchange”, Journal of Marketing, 59, 1, s. 78.

Hacıefendioğlu, Şenol (2005), “İlişki Pazarlaması ve Turizm Sektöründe Bir Saha Araştırması”, Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 9, 1, s. 69.

Morgan, Robert M. ve Hunt, Shelby D. (1994), “The commitment-trust theory of relationship marketing”, Journal of Marketing, 58, 3, s.20.

Shoemaker, Stowe ve Bowen, John T. (2003), “Commentary on "Loyalty: A Strategic Commitment"”, Cornell Hotel and Restaurant Administration Quarterly; 44, 5/6, s. 47

Wetzels, Martin,  Ruyter, Ko de ve Birgelen, Marcel van (1998), “Marketing service relationships: the role of commitment”, The Journal of Business & Industrial Marketing,13, 4/5, s. 406.

Okuma parçası: Execs Confront the Loyalty Gap

About these ads

Entry filed under: Değişen Pazarlama. Tags: .

Uzun bir aradan sonra, Yeniden Merhaba… Bonus’un Konuşan Kartı

7 Comments Add your own

  • 1. onur yüksel  |  May 16, 2006 at 10:27 am

    tadından yenmez bir yazı daha :)

    Reply
  • 2. Cengizhan (Marketing Post)  |  May 16, 2006 at 11:07 am

    İlişkisel pazarlama denince akla onun uygulama yönü olan CRM geliyor ve ilişkisel pazarlamayı gölgede bırakıyor.

    En son Arman Kırım’ın CRM hakkındaki kitabını okudum ve bir daha elime almak istemedim. ve bir daha da CRM hakkında bir kitap almadım. Almayacağım da!

    CRM öldü deniyor ama bizde başlamadan öldü. Eğer bir çocuk sakat doğarsa yaşama şansı daha azdır. CRM aynen böyle oldu. Pazarlamanın sakat çocuğu olarak kaldı. Hatta biraz android bir yapıya büründü ama uyumsuz oldu bu seferde. Kol gerçek ama eller plastik oldu

    Bunu yapanlar ise pazarlamacılar ve programcılardır. Kur programı bilgisayara. Müşterine bir kart ver. Ve her şeyi izle ( Bu aşamayı da beceremedik) Sonra CRM’den Mobil Pazarlama çıktı ve o müşterileri SMS bombardımanına tut. Artık cep telefonları CRM sayesinde mesajla dolup taşıyor.

    İlişkisel pazarlamanın CRM yönü herkesin kolayına gitti ve şirket bilgisayarına, muhasebe programı kurar gibi bir program kurup işi çözeceklerini sandılar. Ama bu yetmedi. Çünkü mantık muhasebe programından farksızdı. Oysa müşteri ilişkileri yönetimi denince akla önce programın değil, müşterinin gelmesi gerekiyordu.

    Bakkallar eskiden nasıl CRM yapardı hatırlayan var mı? Bakkal defteri ilk CRM aracı olabilir. İkili bir ilişki. Ama asıl önemlisi bakkalın her müşterisini tanıması önemliydi.

    Bakkala giden çocuğa bakkal, “Babanın ayağı iyileşti mi? Selamlarımı söyle” tarzında şeyler söylerdi. Ve mesaj babaya ulaşır ve karşılıklı ilişki sürerdi. Ama düşünün, en iyi kayıt araçları şu anda kredi kartları. Her alışverişinizi kaydediyor.

    Peki hangi banka “X sağlık merkezinden yaptığınız diş çekimi ödemesini y kartıyla yaptığınız teşekkür eder , acil şifalar dileriz” diye bir SMS attı size. Ama “bilmem nerede 6 taksit sizi bekliyor” mesajları yağıyor. Banka sizin tüm alışverişlerinizi izliyor ama samimi olamıyor. Müşteri kendini daha özel hissetmek istiyor. Ona değer vermenizi istiyor. 6 taksit kimsenin umurunda değil, arkadaşlarınıza göndermeyeceğiniz şeyleri müşterilerinize göndermeyiniz. Bu açıdan CRM ölüyor. Ama ölmemeli ve değişim geçirmeli. Daha insancıl bir yapıya bürünmeli.

    Ama İlişkisel pazarlama yaşamaya devam edecek. Şu anda %20 sini biliyor ve kullanıyoruz. Geride % 80 lik bir dilim var. Bu da müşteriyi anlamaya bağlı.

    Kaç şirket patronu kendi mağazasından müşteri gibi alış veriş yapıyor. Sadece denetlemeye gidiyorlar, o yüzden de müşterinin yaşadığı zorluklardan haberdar değiller. İlişkisel pazarlama müşteri bilgisinden, müşteri ilişkisine geçmek için yola çıktı. Ama CRM sayesinde yine müşteri bilgisi kısmında kaldı ve ilişkiyi sağlayamadı. Yanlış anlamayı ortadan kaldırmak gerekiyor. Bu da CRM’i biraz arka plana koyup ilişki kısmına yoğunlaşmak ile olabilir sadece.

    Bu yazın biraz yarım kalmış Zeynep. Devamını getirmeni isterim. En azından ilişkisel pazarlama ile ilgili çözüm yollarını ortaya koymanı bekliyorum.

    Reply
  • 3. Evren Bal  |  June 21, 2006 at 11:37 pm

    Gerçekten güzel ve doyurucu bir yazı olmuş. Cengizhan Bey’in yorumuda çok doğru tespitler içeriyor. Yazdıklarınıza tamamen katılmakla beraber, ek olara şunu söylemek istiyorum. Bana kalırsa firmalar “bağımlılık” la bağlılığı karıştırıyorlar. Firmaların müşteriye sadakatini ve bağlılığını kaybetmesinin yanı sıra, aslında firmaya bağlı değil bağımlı olan müşterilerde var. Müşteriler sadakatini kaybetmek yanı sıra, kendisine hiç sadık olmamış bir firmadan ilk fırsatta kaçıyorlar.

    Turkcell’le ilgili olumlu ya da olumsuz bir önerme yapmadan, güzel bir örnek oluşturacağı için Turkcell adını kullanacağım.
    Şu anda Turkcell’in 30 milyona yaklaşan abonesi var, bu abonelerin içerisinde Turkcell’e bağlı olan müşterilerin yanı sıra, uzun süredir kullandığı numarayı kaybetmemek için Turkcell’e bağımlı olan müşterilerde olabilir. Numara taşınabilirliği kanunu yürürlüğe girdikten sonra abonenin numarası değişmeden başka bir operatöre geçebilecek olması bu bağımlılığı ortadan kaldıracaktır. Çoğu firmanın şu ya da bu nedenle kendisine “bağımlı” olan müşterileri olduğu kesin. 10 senedir çalıştığımız, veya yüklü alımlar yapan bir müşteriyi “bağımlı” müşteriden “bağlı” müşteriye çevirmek önemli.

    CRM’in yanlış kullanımına gelince, gerçektende müşteri üzerinde pozitif değil negatif etki yaratır bir hale geldi. Bir şekilde doğumgünü bilgimi edinmiş firmaların doğumgünümde “otomatik” olarak atılan kutlama mesajarı benim için birşey ifade etmiyor hatta sinir oluyorum. Geçtiğimiz doğumgününde gönderilen “otomatik” sms mesajlarının biri hariç hepsini ilk satırını okuduğum anda sinir olmuş bir şekilde sildim. Turkcell ise doğumgünümü kutlayarak o gün içerisinde atacağım 50 mesajın ücretsiz olduğunu belirten bir mesaj attı. Yalnızca bir kaç mesaj atmış olsamda Turkcell’in doğumgünümde bana otomatik bir mesajdan fazlasını vermesi hoşuma gitti.

    Gözlüğümü aldığım “biz bu işin priyiz, 30 tane şubemiz var” imajı çizen firma garanti kapsamında onarım için verdiğim gözlüğümle ilgili 1-1,5 ay bana bilgi vermeden bekletirken, telefonuma “Güneş gözlüklerinde kapmanya” mesajı atması beni çıldırtıyor. İlgili, ilgisiz mağazalarda kredi kartıma özel taksit imkanlarını iş görüşmemin ortasında almak istemiyorum. Kredi kartımda biriken puanları üye mağazalarda harcayamazken (sadece bu konuda sözleşmesi olan mağazalarda harcayabilirmişim, kapıda sticker olmasına rağmen yalnızca bazı mağazalarda puanla alışveriş yapabilirmişiz) 2 gün sonra “şöyle şöyle yapın 3 kat para puan kazanın” şeklinde bir sms mesajı aldığımda sinirim daha da artıyor.

    Doğumgünümü kutlayacak kadar nazik birçok firma, e-posta ile veya sayfalarındaki iletişim formundan kendileri ile iletişime geçtiğimde “otomatik” gönderilen cevapların dışında beni pek umursamıyor. Blogumda Bravo Oyakbank başlıklı yazımda Oyakbank’la olan bir deneyimimi yazmıştım. O saçma sapan SMS’ler benim için hiç birşey ifade etmezken Oyak Bank basit bir hamlesi ile aklımda inanılmaz olumlu bir yere oturdu.

    Ülkemizde satış ve pazarlama kavramlarının arasındaki fark pek bilinmez ve ikisi birbirine karıştırılır. CRM projelerine milyon dolarlar harcayan firmaların da bu ayırımı yapamaması ve CRM’i pazarlama değil satış aracı olarak kullanmaya çalışmalarını anlamak mümkün değil.

    Cengizhan Bey Zeynep Hanım’ın çözüm yollarına değinmesi gerektiğini belirtmiş ama sanırım önce şirketlerin çözüm arar hale gelmesi gerekiyor. Çözüm yollarından önce sorunu farkettirmek gerekli. Ama sanırım çözümün ilk adımı kısa vadeli düşünmekten kurtulmak. Ben de yorum yazarken kısa kesmeyi hiç beceremiyorum, sanırım artık susup otursam iyi olacak. :)

    Reply
  • 4. Emrecan Günalp  |  January 16, 2007 at 3:34 pm

    Bugün yazınızı ilk defa okudum sonuna kadar katılıyorum.Ülkemizde büyük bir yalnış anlaşılma var.Firmların mantığı halen bir ürünümüz var müşterinin gçzüne sokalım.Doğru pazarlama sürekli tekrar değildir tek seferden kalbi fetedebilmektir.Artık firmaların para akıtmak yeirne.Patronların patron kimliğinden çıkıp müşteri kimliğine bürünmesi gerekir.Müşteri gibi düşünmesi ve acaba bana bunlar yapılsa ne tepki veririm demesi gerekir.Lütfen artık işe terten değil baştan başlayyın.AÇ hazır müşterileriniz beklemiyor önce müşterinizi yaratın sonra onlra açılın ve artık saçma sapan mesajlarınız telefonuma yollamayın

    Reply
  • 5. Aygen Türkdoğan  |  April 20, 2007 at 10:32 am

    Merhaba ben ege üniversitesi tekstil mühendisliği öğrencisiyim.ilişkisel pazarlama konulu bir ödev için araştırma yapıyorum.İlişkisel pazarlama modelini uygulayan tekstil firmalarını inceliyorum.bu modeli kullanan ve benimle bilgilerini paylaşabşlecek tekstil firmaları konusunda yardımınızı bekliyorum.Mavi ve lewis a mail attım ancak geri dönmediler.crm konusunda danışmanlık yapan firmalar beraber çalıştıkları tekstil firmaları konusunda bilgi yollarlarmı merak ediyorum.bu konuda bir bilginiz var mı?

    Reply
  • 6. Mehmet  |  January 11, 2012 at 11:10 am

    Güzel bir yazı. Ancak sadece şikayetler var. Çözümleri de duymak isteriz :)

    Reply
  • 7. cagritalay  |  February 5, 2012 at 4:27 pm

    iliskisel pazarlamanin yanis alasilip anlasilmadigindan ziyade, ozellikle pazarlamanin kendisi Turkiye’de ne derece anlasildi, bunu tartissak cok daha iyi olur.

    Reply

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


"Uygulamaya elvermeyen teori anlamsız, teoriye dayanmayan uygulama ise kısırdır." Leonardo da Vinci

İletişim

Arşiv

Yakın Takip

Subscribe in NewsGator Online

Subscribe in Bloglines

Ziyaretçilerde Son Durum

  • 292,882 hits
free webpage counters

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

%d bloggers like this: