Posts filed under 'Genel'

2008 Blog Konferansı

Bu yıl ilki düzenlenen Blog Ödülleri öncesinde, geçen sene yapılan Blog Konferansı’nın da ikincisi düzenleniyor. Yer ve tarih aşağıda. Hepinizi bekliyoruz efendim.

Konuşmacılar:

Aygül & Yalçın Pembecioğlu
Burak Bayburtlu
Burak Büyükdemir
Bünyamin Ayar
Emrah Doğan
Gökçen Karan
Mehmet Doğan
Mehmet Subaşı
Pınar İlkiz
Selçuk Koyuncu
Zeynep Özata

Tarih: 10 Mayıs 2008, 16.00 - 19.30

Yer: Galatasaray Üniversitesi - İstanbul

Program ve kayıt için Blog Konferansı sitesinden bilgi alabilirsiniz.


4 comments May 6, 2008

Oyun oynuyorsan bari bir işe yarasın…

Hepimiz zaman zaman kafamızı dağıtmak için bilgisayarda bazı oyunlar oynuyoruz. Oyun başında geçirdiğiniz süre sizin bir işinize yaramıyorsa belki balkalarının işine yarayabilir. Buyurun bu faydalı oyunlara;

http://www.freerice.com/

http://www.freeflour.com/

http://www.freepoverty.com/

http://www.savetheworldwithmusic.com/


2 comments April 22, 2008

Güç Gerçekte Kimde?

Son aylarda tüm bankalarda bir hareketlilik. Müşterilerini yetkili kılma konusunda (bu kavrama ayrıca değineceğim) birbirleriyle yarışıyorlar. Kimisi “ben istersem” diyor, kimisi “güç sizde”. Ellerindeki gücü bizimle paylaşma hevesidir gidiyor. Bu reklamlar çıktığından beri aklımı kurcalayan bir soru vardı? Acaba bankalarımızda gerçekten bir değişim mi var, yoksa tüm bunlar altı henüz doldurulamamış birer “söylem”den mi ibaret? Aylardır bu konuda yazmayı düşünürken, bu bankalardan birisi bana bu “söylem”in altının neyle dolu olduğunu gösterdi nihayet (diğer banka sakın alınganlık yapmasın lütfen, aşağıda geçen olay diğer bankalara genellenemez, münferit olarak ele alınması gereken bir örnek olaydır).
hands.jpg 

Eski yazılarımı takip edenler belki hatırlar. Finansbank ile ilgili bir yazım vardı. Bir banka müşterisi olarak, hizmet aldığım bankayı nelere göre değerlendirdiğimi ve neden Finansbank’ta karar kıldığımı anlatıyordum o yazımda. Oldukça olumlu bir “tutuma” sahip olduğum bu banka, “güç bende artık” sloganı ile aramızdaki ilişkinin dinamiklerini yeniden şekillendirme kararı aldı ne yazık ki. Olayı anlamanız için ufak bir özet geçeyim sizlere.

Finansbank’ın kredi kartını 1999 yılından bu yana kullanıyorum ve her yıl da bu kartın ücretini bir güzel ödüyorum. Sakın yanlış anlaşılmasın, bu ücrete bir itirazım yok. Diğer yandan, Internet Bankacılığı aracılığıyla açtığım bir hesabım var ve çok uzun süredir de bu hesabımı kullanmıyorum. Sekiz yıllık çalışmamız süresince, bir kere kredi kartı borcu ödemek dışında hiç şubelerine gitmedim. Yani, şubedeki elemanlarını ne meşgul ettim, ne de bir hizmet aldım. Internet Bankacılığını ise kredi kartı hesabımı izlemek için kullanıyorum. Bunun dışında da bankayla bir ilişkim yok. Geçtiğimiz aylarda elime bir ekstre geçti. Sevgili bankam, almadığım hizmetler için hesabıma 10 YTL hizmet bedeli yansıtmış. Yetinmemiş üstüne bir de hesap işletim ücreti olarak 9 YTL almış. Bu da yetmemiş, işlettikleri bu ücretleri bana bildirmek için ekstre göndermişler ve ekstre başına 5 YTL’de bunun için almışlar.

Asabi ve sinirlerini zor kontrol eden birisi olduğum için, çağrı merkezlerini arayıp hayatı onlara zindan etmeyeyim de, bir e-posta ile kendileriyle olan tüm ilişkime bir nokta koyayım dedim. Aşağıdaki sorularımı ve taleplerimi kendilerine ilettim;

  • Bankadan herhangi bir hizmet almamışken 10 YTL hizmet bedeli nereden doğmaktadır? Eğer ki bu bedel Internet Bankacılığı için verilmişse, neden haber vermek için bir zahmet gösterilmedi? Günde iki defa kampanyalarını duyurmak için SMS gönderme zahmetine giren sevgili bankam, böyle bir uygulama için beni bilgilendirmeyi neden gerek görmedi?
  • 2007 yılının ilk üç dönemi için hesap işletim ücreti alınmamışken, neden durup dururken dördüncü dönemde bu ücreti almaya karar verildi?
  • Bütün ekstrelerimi e-posta yoluyla almak istediğimi belirtmiş olmama rağmen, neden hala normal posta yolu ile ekstre gönderiliyor anlamış değilim. Üstüne üstlük kendi yansıttıkları bedelleri duyurmanın bedeli neden benden alınıyor, onu hiç anlamadım. (Normal posta gönderisinin fiyatının 5 YTL olması ise ayrıca sorgulanacak bir durum? İstanbul’dan Eskişehir’e normal posta ücreti nedir acaba? Bunu onlara sormadım, şimdi aklıma geldi, o yüzden şimdi soruyorum.)
  • Hesabıma işletilen bu masrafların iptalini, şubelerindeki tüm hesaplarımın (kredili hesaplar dahil) kapatılmasını, kredi kartlarımın yenilenmemesini ve cep telefonuma da bir daha kampanya mesajı gönderilmemesini istedim. (Bu taleplerimi Internet Bankacılığı üzerinden yaptım ki talepleri yapanın ben olduğumdan emin olabilsinler.)

Sevgili bankam nihayet sorularıma cevap verdi. Gelen iki cevabı da aynen iletiyorum;;

Sayin …,
Hesap isletim ücreti ve hizmet bedeli talebiniz ilgili bolume bildirilmistir. Konuyla ilgili gelismeyi 444 0 900 Finansbank Cagri Merkezinden takip edebilirsiniz.
Vdesiz hesabinizin kapatilabilmesive kredi karti iptali için bagli bulundugunuz sube ile diger talepleriniz için 444 0 900 çagri merkezimizle görüsmenizi rica ederiz
Finansbank’a gösterdiginiz ilgi için tesekkür ederiz.
Saygilarimizla
Finansbank Çagri Merkezi
444 0 900

Yorumlarımı topluca yapacağımdan, hemen bankamın gönderdiği diğer cevabı da yayınlayayım.

Sayın …,
Hesap İşletim Ücreti; Vadesiz Yeni Türk Lirası hesaplarından sunulan bankacılık hizmetlerine ilişkin tahsil edilen masraf tutarıdır. Bireysel Bankacılık müşterilerimizden 2007 yılı içerisinde müşteri bazında yılda 4 defa olmak üzere, Vadesiz Yeni Türk Lirası Hesaplarından BSMV dahil 9.- YTL tahsil edilmektedir.
Bankamızla imzalamış olduğunuz Bankacılık İşlemleri Sözleşmesi’nin Genel Hükümler 16. maddesinde “Banka, önceden haber vermeksizin serbestçe tayin edeceği tutar ve aralıklarda Müşteri’nin vadesiz mevduat hesaplarından “Hesap İşletim Ücreti” tahsil etmeye yetkilidir. Banka bu tutarı dilediği zaman tek yanlı olarak artırma hakkına sahiptir” ibaresine yer verilmiş olup, söz konusu bedellerin iptali veya iadesi gerçekleştirilememektedir.
Yıllık Hizmet Bedeli; Müşterilerimize şube kanalından, çağrı merkezi, ATM, internet gibi alternatif kanallarından 1 yıl boyunca verilen servis ve hizmet için, yılda bir kez alınan bir ücrettir. Bireysel Bankacılık müşterilerimizden 2007 yılı için müşteri bazında yılda 1 defaya mahsus olmak üzere, Vadesiz Yeni Türk Lirası Hesaplarından BSMV dahil 10.- YTL tahsil edilmektedir.
Saygılarımızla, (*)Şikayet, istek ve önerileriniz bizim için bir armağandır;
Finansbank A.Ş. Sizi Dinliyoruz Hattı ( 0 212 ) 319 67 00

Gelelim benim cevaplarıma. Elbette bu cevaplar pazarlama bakış açısından bağımsız değiller.

  • İlk olarak şu ücretler ile başlayalım işe. Yansıtılan bu bedeller için imzalamış olduğum sözleşmede maddeler bulunduğu doğrudur. Ancak, bu bedellerin yansıtılmasında banka, bu cevabı veren müşteri temsilcisinin sandığının aksine, sonsuz bir hürriyete sahip değildir elbette. Sözkonusu ücretin alınmasında da belirli bir tutarlılık gösterilmesi gerekmektedir. Eğer ki banka böyle bir ücret almaya karar vermişse, neden vadesiz YTL hesabımdan 2007’nin ilk üç döneminde bu ücret alınmamıştır? Vadesiz USD hesabıma böyle bir ücret yansıtılmamıştır da, neden eksiye dönebilen hesabıma bu ücret yansıtılmıştır? Eşimin de vadesiz hesabı bulunmasına karşın kendisinden böyle bir ücret alınmamıştır? Bu ücretin alınmasındaki ayrım neye göre yapılmaktadır?
  • Gelelim hizmet ücretine. Elbette her banka gibi Finansbank’ın da tüm müşterilerinden kullandırdığı kanallar için bir bedel alması mümkün. 2007 yılı için belirlenen tutarı şöyle belirtmişler; “Bireysel Bankacılık müşterilerimizden 2007 yılı için müşteri bazında yılda 1 defaya mahsus olmak üzere, Vadesiz Yeni Türk Lirası Hesaplarından BSMV dahil 10.- YTL tahsil edilmektedir”. Buradan şunu anlıyoruz, banka sözkonusu kanallarını kullanan tüm bireysel bankacılık müşterilerinden bu tutarı alacak. Ancak, benimle aynı hizmetleri alan eşimden böyle bir bedel talep edilmemişken, neden benden bu bedel tahsil edilmiştir? Hesabımın eksiye dönebilmesi, bu bedelin tahsili için yeterli mi görülmüştür? Müşteriler arasındaki ayrım neye göre yapılmıştır? Ayrıca, her gün şubeye gidip hizmet alan müşteriyle, arada sırada Internet Bankacılığı’nı kullanan bir müşterinin aynı kefeye konması ne derecede doğrudur? Bir zamanlar şubelerdeki yükü hafifletmek için Internet Bankası Şubesini açıp bizleri bu şubelere yönlendiren ve işlemlerimizi bedava yapabilme şansı tanıyan bu bankalar, bugün neden böyle bir değişim göstermektedirler?
  • Önemli bir diğer konu da bankanın beni bilgilendirme konusundaki çabası. Ne yazık ki son dönemde, sadece Finansbank değil tüm bankalar bir SMS yarışına girmiş durumda. Neredeyse hergün Finansbank’tan bir mesaj alıyorum. Bu mesajların hepsi de kredi kartlarıyla ilgili kampanyalar hakkında. Cep telefonumun spam kutusu yok ki bunlardan kurtulayım. Okumadan siliyorum artık bunları. Bunca zaman ve para harcayıp aynı kapmyanyayı bile defalarca bana gönderen bankam, neden bu ücretleri alacağına dair tek bir bilgilendirme mesajı bile atmadı acaba? Hadi SMS’den geçtim, maliyeti var, ama neden bir e-posta ile beni bilgilendirmedi? Ha diyeceksiniz ki aldığı ücretler için bankanın seni bilgilendirmesine gerek yok, sen bileceksin. E iyi de kardeşim, işine geleni bildir, gelmeyeni bildirme. Bu gücün neresi bende sorması ayıp?
  • Şimdi gelelim bu müşteri hizmeti yetkililerinin bir müşterilerinin sorunu ile ilgilenme şekilllerine. Herşeyden önce, bu yetkililerin müşterinin talebini hiç okumadan, otomatik cevapları aynen gönderdiklerine inanmak için ne yazık ki elimde fazlasıyla delil bulunmakta;
    o Ben diyorum ki “kredi kartlarımın yenilenmesini istemiyorum”, onlar diyorlar ki “kartınızı iptal ettirmek için çağrı merkezini arayın” (ki karşımdaki kişinin bir bankacı olarak aradaki farkı bildiğini umut ederek bunu söylüyorum).
    o Ben diyorum ki “neden ilk üç dönem vadesiz hesabımdan hesap işletim üctreti alınmamışken dördüncü dönem alıyorsunuz?”, onlar diyorlar ki “Banka, önceden haber vermeksizin serbestçe tayin edeceği tutar ve aralıklarda Müşteri’nin vadesiz mevduat hesaplarından ‘Hesap İşletim Ücreti’ tahsil etmeye yetkilidir. Banka bu tutarı dilediği zaman tek yanlı olarak artırma hakkına sahiptir”.
    o Ben diyorum ki “cep telefonuma bir daha kampanya mesajı almak istemiyorum”, onlar haftada üç kez mesaj göndermeye devam ediyorlar.
    o Ayrıca, ekstre ücretleri ile ilgili talebim dikkate değer bile görülmemiş olacak ki bir cevap verme zahmetine de girmemişler.
  • Eğer ki bu müşteri temsilcisi vakit ayırıp da benim hesaplarıma bir kere bakmış olsa, hesabımın olduğu şubenin İstanbul Beşiktaş’ta olduğunu, ancak benim şu anda Eskişehir’de yaşadığımı görebilirdi ve hesaplarımı kapatmam için “şubeme başvurmam gerektiğini” söylemezdi.
  • Diğer yandan, onca işlemimi Internet Şubesi üzerinden yapabilirken, kart iptali, hesap kapatma gibi banka ile ilişkimi bitirmeye yönelik işlemleri neden kendi başıma ve Internet Bankacılığı üzerinden yapamadığım da ayrı bir konudur. Bir banka bir yandan “gücün bende” olduğunu söylerken, bir yandan da sadece kendi izin verdiği ölçüde tek başıma işlem yapmama izin vermektedir. Yani, güç sadece bu bankanın izin verdiği ölçüde bana geçebilmektedir.

Özetle, bunca “müşteri odaklılık” ve “güç sizde” söylemlerine karşılık olarak, aramızdaki sözleşme gereği bankam bana ilişkimizin şu bağlamda yürüyeceğini dikte etmiştir;

“Banka, önceden haber vermeksizin serbestçe tayin edeceği tutar ve aralıklarda Müşteri’nin vadesiz mevduat hesaplarından “Hesap İşletim Ücreti” tahsil etmeye yetkilidir. Banka bu tutarı dilediği zaman tek yanlı olarak artırma hakkına sahiptir”.

Sizce güç gerçekte kimde?


7 comments March 10, 2008

Thinker and Talker Kamp’08

Marmara Üniversitesi öğrenci kulüplerinden Marmara Community, “Thinker&Talker kamp’08″ projesi ile Türkiye’nin her yanından öğrenciyi buluşturmayı hedefliyor.

afis-son_hal.jpg

İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ, KOSGEB, KALDER, KAGİDER, İTO, İSO, RUTID, PERDER, SOYSAL DANIŞMANLIK, REKLAMCILAR VAKFI, GELİŞİM PLATFORMU, INNOVENT, MEDIACAT, GYİAD gibi önemli kurumların desteklediği Thinker&Talker kamp’08; “Triplex Challenge” ve “Ulusal Öğrenci Sempozyumu” olmak üzere iki bileşenden oluşuyor. Triplex Challenge adını taşıyan proje yarışması tüm üniversite öğrencilerinin katılımına açık ve 3 ayrı marka tarafından “Pazarlama” ve “Girişimcilik” ana başlıklarında düzenlenecek. 08 Şubat 2008′de açılacak yarışmanın başvuruları internet üzerinden yapılacak ve yarışmacılar, markaların brief’leri doğrultusunda hazırladıkları projelerini yine internetten firmalara ulaştıracaklar.

Üç markanın seçtiği üçer finalist, ödüllerini 03 Mayıs 2008′de Ulusal Öğrenci Sempozyumu’nun açılış programında alacaklar.

Ulusal Öğrenci Sempozyumu’nda bu yıl, destek veren kurumların katılımıyla “Girişimcilik, Pazarlama, Kariyer” konuları ele alınacak. Ayrıca MediaCat, BusinessWeek ve Infomag dergilerinin moderatörlüğünde düzenlenecek panellerde çeşitli sektörlerden duayen isimler üniversitelilerle buluşturulacak.Seminerler, paneller, vak’a incelemeleri ve sertifikalı eğitimlerin yanı sıra son gün düzenlenecek Kariyer Fuarı, sempozyum boyunca gerçekleştirilecek İstanbul’un seçkin mekanlarındaki akşam yemekleri ve katılımcıların günün yorgunluğunu üzerlerinden atabilecekleri eğlenceler de organizasyon dahilinde yer alan diğer faaliyetler…Ulusal çapta tüm üniversite öğrencilerinin katılımına açık olan sempozyum, İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’nin ev sahipliğinde 03-06 Mayıs 2008 tarihleri arasında beş yıldızlı The Green Park Merter Hotel’de konaklamalı olarak gerçekleştirilecek.Detaylı bilgi ve yarışma başvuruları için: http://kamp08.thinkerandtalker.org/


2 comments February 7, 2008

Kart iptalleri ve bin dereden su getirmenin onbin yolu: Başlığa kanmayın, bu yazı bir yardım talebidir

Çoğumuzun başına en az bir kere gelmiştir bu tatsız durum. Bankayı arayıp kredi kartımızı iptal ettirmek. Kimi zamanlarda ne zordur. Bin dereden su getirtirler adama. Yahu siz değil miydiniz bu kartı yarım günde veren? Şimdi neden 15 gün sürüyor bunu iptal etmesi? Ne cevaplar alırız… Ya sorumlu kişi o kişi değildir, ya şubemize gitmemiz gerekir ya da iptali geciktirmek için başka bir sebep bulunur. Artık iş sizin kararlılığınıza kalmıştır. Ya savaşır ve amacınıza ulaşırsınız, ya da bu süreçte atılan çelmelerden birine takılır ve kartınızı cüzdanınıza yeniden yerleştirirsiniz. Ta ki sonraki yıl kart ücreti gelene kadar.

Bir de zorunlu durumlar vardır kredi kartınızı iptal ettirmek için. Kartınızı kaybetmişsinizdir ya da çaldırmışsınızdır. İşte bu durumlar gerçekten bankanızdan normalin ötesinde bir hız beklediğiniz zamanlardır. Öyle ki telefonda beklemekle geçirdiğiniz her saniye size saatler gibi gelir. Bu gibi kritik anlarda bankanızla aranızda geçen diyalog, yaşananlar, bir başka deyişle deneyimleriniz, bankanızla gelecekteki ilişkiniz için büyük önem taşır. Çünkü zor bir anınızda bankanızın size nasıl davranacağını bu şekilde öğrenmiş olursunuz. Sizi ne kadar önemsediğini, sorununuzu ne ölçüde kendi sorunu olarak gördüğünü, size bu gibi durumlarda en iyi hizmeti verebilmek için hizmet süreçlerini ne oranda geliştirdiğini görürsünüz. Ya da tam tersini görürsünüz. Bankanızda aslında işlerin çok da düzenli olmadığını, kendi önceliklerinin sizinkilerin önünde olduğunu ve aslında onlar için çok da önemli olmadığınızı anlayıverirsiniz.

İşte tüm bunları bilimsel bir sorun haline getirmiş ve bankaların bu tür hizmet süreçleri kapsamında ne oranda müşteri odaklı olduklarını analmaya çalışan bir tez hazırlanıyor bu günlerde. Danışmanlığını da daha önce Dışbank’ta birlikte çalıştığımız Dr. Uğur Özmen yürütüyor ve tez araştırması kapsamında kendilerine yardımcı olabilecek katılımcılar arıyorlar. Katılımcılardan beklentileri, kartlarını kayıp ya da çalıntı nedeniyle iptal ettirmek için çağrı merkezine başvurdularsa, bu deneyimlerini paylaşmaları. Yardımcı olmanın bir yolu daha var. Eğer ki iptal ettirmek istediğiniz bir kartınız varsa, bu kartınızı “kayıp ya da çalıntı” sebebini kullanarak kartınızı iptal ettirmeniz ve bu deneyimlerinizi araştırmacılarla paylaşmanız da mümkün. Ancak, kartınızı iptal ettirmeden önce dikkat edeceğiniz noktaları öğrenmek için araştırmacılara başvurmanız gerekiyor.

Türkiye’de araştırma yapmanın ne denli zor olduğunu bildiğimden, bu çalışmaya destek olmak ve az da olsa çalışmaya katılımcı sağlamak benim için önemli. Katılımcı olmak isteyenler doğrudan Uğur Özmen ile irtibata geçebilirler. E-posta adresi: uozmen@bilgi.edu.tr

Şimdiden katılanlara teşekkürler.


1 comment January 10, 2008

12. Ulusal Pazarlama Kongresi

Kongre ile ilgili detaylara daha sonra değineceğim. Ancak, arayı uzatmadan kongre resimlerini aktarmak ve bu güzel kongre için Sakarya Üniversitesi’ne, özellikle de kongrenin gerçekleştirilmesinde büyük emeği olan Remzi Altunışık ve Hayrettin Zengin hocalarıma teşekkür etmek istedim. Hem bizleri çok iyi ağırladılar, hem de çok keyifli tartışma ortamları sağladılar. Tekrar teşekkürler.

Ve işte karşınızda kongreden kareler …

pazarlama-kongresi-046.jpg

Kongreye Anadolu Üniversitesi’nden kalabalık bir grup olarak katıldık.

pazarlama-kongresi-032.jpg

Gala yemeği. Fotoğrafı ben çektiğim için ben yokum.

pazarlama-kongresi-020.jpg

pazarlama-kongresi-025.jpg

Gala yemeği: Üç silahşörler

pazarlama-kongresi-084.jpg

Dönüş yolundayız.


Add comment October 24, 2007

Yeni bir ‘mim’ serisi

Uzunca bir zamandır ortalıkta dolaşmayan mimler bloglar aleminde yeniden boy göstermeye başladı. Başlamasıyla iki farklı yerden mim yemem bir oldu. Sağ olsun önce Murat Kaya, ardından da Arzu Cihangir mim pasını vermişler.

İlginç bir mim serisiyle karşı karşıyayız. En yakınınızdaki kitabı açıyorsunuz ve 187. sayfanın ilk cümlesini yazıyorsunuz. Mimi ilk yediğim sırada bana en yakın kitap bir yemek kitabıydı ve ne yazık ki 187. sayfası yoktu. Bu ilk kitaptaki sayfa sorunu ve aradan geçen zaman nedeniyle, şu an itibariyle çalışma masamdaki kitap yığınının en üstündeki kitabı seçmiş bulunuyorum.

Jacques Ellul (2003). Teknoloji Toplumu, Bakış Yayınları: İstanbul, s. 187:

“…sından temel niteliktedir. Ancak üretim temposu piyasa koşullarının bir fonksiyonu olmaya devam etmektedir.”

Şimdi geldik işin en zor kısmına. Ben de elimdeki mim pasını doğrudan Alper Akcan‘a gönderiyorum.


1 comment October 24, 2007

Pİ’nin yeni sayısı çıktı

piekim.jpg 

Derginin bu sayısına dair detaylı bilgi için tıklayın.


Add comment October 17, 2007

WordPress sayfalarına erişimin engellenmesi ve giderek şekil değiştiren bir hukuk mücadelesi…

WordPress sayfalarına erişim 17 Ağustos’tan bu yana engellenmiş durumda. Engellenmenin başladığı günlerde sayfalarına giren blog yazarları ne olduklarını şaşırdılar. Acaba ne yapmışlardı da sayfaları engellenmişti. Üstelik mahkeme kararıyla. Çoğu insan kendinden bile şüphelendi. Ulen ne yazdım da başıma geldi bu işler diye. Hatta bazıları sayfalarının hacklendiğini bile düşündüler. Sonra yavaş yavaş işin iç yüzü ortaya çıkmaya başladı. Kendi sayfaları değildi sorun. Adnan Oktar’la ilgili yazılar yayınlayan ve sayıları ona bile ulaşmayan WordPress blogları nedeniyle yaşanıyordu bu engellenme. Ancak, sadece sorunlu bloglar değil tüm WordPress erişime kapanmıştı.

showimg.jpg

(more…)


15 comments September 30, 2007

Zaman çok hızlı geçiyor…

Zaman gerçekten de çok hızlı geçiyor. İlk bloğum çökeli ve ben bu sayfayı açalı bile bir yıl olmuş. Daha dün gibi diğer bloğun gidişi ve benim bu sayfaya alışmak ve benimsemek için uğraştığım günler. Nisan 2006′da başlamışım bu sayfaya yazmaya. Toplam 136 yazı yazmışım, bu yazılar 486 yorum almış ve en güzeli de bir yıl içinde bu sayfayı 96.000 kişi ziyaret etmiş. Kimileri şöyle bir uğrayıp gitmişler, kimileriyse saatlerce kalmışlar. Bir çoğu da dönüp dönüp yeniden gelmişler sayfama.

Bu yazılar içinden bir tanesi okunma rekorları kırmış. Tam 4.000 kez okunmuş. Benim de hem çok severek yazdığım hem de hala dönüp okuduğumda beğendiğim bir yazıdır bu; “Büyük fikirler bunlara hazır olan kafalar için vardır…

Diğer bir yazım ise, bu sayfaya göre yorum rekorları kırmış. Hem de öyle böyle değil. Yorumlar da ayrı birer yazı olacak nitelikte. Oldukça hararetli bir tartışma yaşanmış vakti zamanında; “Bir guru olamadık ki sözümüz dinlensin…

Kimi yazılar ise belli ki öğrenciler arasında oldukça popüler; “Yeşil Pazarlama“, “Postmodern Tüketici Araştırmaları“, “Sosyal Sorumlu Tüketici“.  Zira görüntülenme tarihleri nedense hep ödev tarihlerinde yoğunlaşıyor. Bu istatistikleri dikkate alsak diyeceğiz ki bizdeki yeşil tüketici başka yerde yok. Yanılmayalım lütfen, çünkü bu kitlenin amacı bambaşka. 

Bazı yazılarım ise beklediğimin çok altında ilgi görmüş; “İlişkisel pazarlamayı yanlış mı anladık?“, “Ödevini bitir, yapacağın işe göz dikmiş pek çok insan var dünyada“, “Aktivistler pazarlama bilimini/sanatını kullanmayı öğrenirlerse ne olur?“. Ne olur bu konulara biraz daha ilgi gösterelim ve üzerinde düşünelim.

Bir de bir kısım blog okuyucularının araba arkası yazılarını ne kadar çok sevdiğini görmüş oldum; “Akademisyenlerin araba arkası yazıları“.Bu yazı hala yorum alıyor ve ben de ellemiyorum. Belki ilginç bir şey çıkar. :)

Bu süre içinde, bu sayfa bir blog turu ve üstüne de uzun soluklu bir karnaval gördü. İkisi de çok keyifliydi.

Şimdi dönüp bakıyorum da amma çok yazı yazmışım. Bazı yazılarımı ben bile unutmuşum. Bunca yazıyı görünce keyiflenmiyorum desem yalan olur. Biliyorum, bu aralar çok aksatıyorum bu sayfayı. Ne yazık ki bir durulma, bir sıkılma ve bir tür yazı yazamama sendromu içindeyim. Ama umuyorum ki en kısa sürede çıkacağım bu durgunluk döneminden ve nice seneler Blogistan diyorum.


18 comments May 3, 2007

Bahar geldi, Pİ şenlendi

pimckapak_son_conv.jpg2002 yılından bu yana MediaCat çatısı altında yayımlanan Pazarlama ve İletişim Kültürü Dergisi (Pİ), hem içerik hem de tasarımıyla yenilendi. Editörlüğünü Prof.Dr. Yavuz Odabaşı ve Pelin Özkan‘ın yaptığı derginin yenilenen bu ilk sayısında çok ünlü isimlerin yazıları yer alıyor.

Bu sayının kapak konusu “4P’nin Değişim Hikayesi” olarak belirlenmiş ve bu konuda Philip Kotler, John Grant ve Al Ries‘ın yazılarına yer verilmiş. Ayrıca, yine eski sayılarında olduğu gibi kavram-kuram, araştırma ve deneme bölümlerinde çok değerli akademisyenlerin çalışmaları yer alıyor.

Yavuz Odabaşı hocamızın yenilenen sayıyla ilgili yazısını okumak için tıklayınız.


Add comment April 19, 2007

Kısa kısa…

IV. Satış Zirvesi

EDUPLUS‘ın düzenlediği IV. Satış Zirvesi, 2-3 Mayıs 2007 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştiriliyor. Satış Zirvesi‘nin amacı, katılımcılara müşterilerin ihtiyaç ve isteklerini anlama, müşterilerle etkili iletişim kurma, satış ekiplerini etkin yönetme ve ikna becerileri kazandırarak karlı bir satış yönetimi sağlamak. Ayrıca dinamik bir ortamda satışla ilgili bir çok bilgi ve deneyimin paylaşıldığı, yeni vizyonlar ve farklı bakış açılarının kazanıldığı bir platform oluşturmak. Hem sektörden profesyonellerin hem de akademisyenlerin konuşmacı olarak yer aldığı bir zirve. Detaylı bilgiye EDUPLUS sayfasından ulaşabilirsiniz.

JustMarketing//2007 

Biraz geç kalmış bir duyuru ama, belki yetişenler olur. ODTÜ İşletme Topluluğu’nun düzenlediği pazarlama etkinliği justmarketing//07 11-14 Nisan tarihlerinde gerçekleştiriliyormuş. Detaylı bilgiye just-marketing sayfasından ulaşabilirsiniz. Etkinliğin bir de bloğu var: just-marketing blog.

Güncelleme (14.04.2007): Kampüste Marketing 2007

28-29 Nisan 2007 tarihinde Anadolu Üniversitesi Pazarlama Kulübü tarafından düzenlenen etkinlikte çok sayıda konuşmacı yer alıyor. Etkinlik sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.


Add comment April 12, 2007

Nihayet bizim de alışveriş merkezlerimiz oldu…

Evet, doğru duydunuz. Nihayet bizim de alışveriş merkezlerimiz oldu. Hem de iki tane birden ve üçüncüsünün de yapımı devam ediyor. Eskişehir alışveriş merkezsizlikten çatlıyormuş da bizim haberimiz yokmuş. Açılıştan itibaren her iki merkezde de izdiham yaşandı, alışveriş çılgınlığı ise halen devam ediyor.

İlk merkez Boyner’in büyük bir alana sahip olduğu Kanatlı Alışveriş Merkezi. Buna mikro alışveriş merkezi diyorum ben çünkü oldukça küçük ve çok az sayıda mağaza var içinde. İkincisi ise Neo. Yapı Kredi Koray’ın yaptığı ve doğruluğundan emin olmamakla birlikte Merrill Lynch’e satıldığını duyduğum bu alışveriş merkezinin taşıyıcısı ise Carrefour-SA. Neo İstanbul’daki alışveriş merkezlerini aratmıyor doğrusu. Hem mimarisi hem de içindeki mağazalar ile kendinizi başka bir dünyada hissediyorsunuz. Mimariyi çok beğendiğimi üzerine basa basa belirtmek istiyorum. Çok aydınlık ve havadar bir alışveriş ortamı yaratılmış.

logo_neo.gifNeo ile birlikte Eskişehir birçok yeni marka ve mağazayla da tanıştı. Carrefour-SA dışında Mudo, Hotiç, Esse, Gloria Jeans ilk anda aklıma gelenler. Ama Eskişehir çok yeni başka bir şeyle daha tanıştı. O da bu markaların müşteri odaklılığı ya da müşteriye bakış açısı ve yaklaşımı.

Eskişehir’e geldiğimden beri beni en çok sinirlendiren şey, esnafın müşteriye yaklaşımı olmuştur. Mağazaya giren müşteriyle ilgilenmemek için elinden geleni yapan, hatta müşteriyi küçümseyen tezgahtarlar, soru sorunca azarlayan satış temsilcileri, üründe sorun çıkınca müşteriyi suçlayan satıcılar, bir türlü gelmek bilmeyen servis araçları ve hatta müşteriye küsen mağaza çalışanlar ile karşılaştım. Tabii sinirim kalkmasın diye de alışveriş falan etmez oldum burada. Aylardır Neo açılsın diye bekliyorum. Neden biliyor musunuz? Eskişehirli tüketici esnafın bu iş bilmezliğini ve saygısızlığını fark etsin diye.

Ben iki farklı deneyimle yeniden müşteri odaklı firmaları hissettim bu merkezde. İlki Esse’den aldığımız soğuk buhar makinesiyle yaşandı. Makineye su doldurulan kapağı fazlasıyla sıkıştırmışız, bir türlü açılmak bilmiyor. Ellerimiz acıdı açmak için uğraşmaktan, ama açılmadı. Kalktık, korka korka götürdük Esse’ye. Yahu, biz böyle bir iş yaptık ama servisiniz varsa oraya götürelim diyeceğiz. Satış temsilcisi biraz uğraşıp açamayınca demez mi “abi uğraşmayın siz bununla, ben size yenisini vereyim. Ben bunu servise gönderip hallederim”. Küçük dilimizi yutacaktık neredeyse. Bunu Eskişehir’in yerli esnafından almış olsak, bize demediğini bırakmaz hatta makineyi yedirmeye bile kalkabilirdi.

04_neo.jpg

İkincisi Gloria Jeans’de yaşandı. Biz alışmışız burada geç bakan, hatta göz göze gelmemek ve sipariş almamak için uğraşan garsonlara. Gittik oturduk. Dakka bir hemen bir bayan garson yanımıza geldi. Mönüden istediklerimizi ısmarladık. Çok kısa bir sürede siparişlerimiz hazırdı. Keyifle kahvelerimizi içmeye başladık. Bir süre sonra bayan garson kahvelerden memnun kalığ kalmadığımızı sormaya geldi. Alışık değiliz ya, sevindirik olduk garson bizimle ilgilendi diye. Sonra bir iki kişi daha sordu aynı soruyu. Belli ki eğitimlerde özellikle öğretilmiş. Normalde daralır insan böyle üst üste aynı soruyu cevaplamaktan dolayı, ama biz çok memnun kalık. Ne de olsa açız böyle müşteri odaklı yaklaşımlara.

Uzun lafın kısası, Eskişehir pazarları bir dönüşüm içinde. Büyükler geldi ve oyunun kurallarını değiştiriyorlar. Hem hak ettiği değeri görmek hem de uygun fiyatlardan yararlanmak açısından, şimdilik tüketici bu işten kazançlı çıkacak gibi gözüküyor. Bakalım Eskişehir esnafı bu işten nasıl etkilenecek?


8 comments March 30, 2007

Mimler devam ediyor…

İnanın hem kendime hem de başkalarına dair yazarken çok zorlanıyorum. Bu yüzden de bu mim rüzgarları beni strese sokuyor. Bu görev de oldukça zor. Bülent Akgül ve Jazetta beni mimlemişler. Her ikisi de çok güçlü kaleme sahip yazarlar. Gel de eleştir şimdi…

Jazetta ile başlayalım işe. Kızmasın bana, ama sayfası beni yoran sayfa türlerinden. Ancak bu eleştiriyi genel okuyucu görüşü olarak ele almamak gerekiyor. Ben sadelikten hoşlanan birisi olduğumdan, sağ sütundaki kalabalığa dayanamıyorum, o kadar. Yani benim bu konudaki görüşüm biraz istisnai olabilir. Yazılarına gelince, sanki başka bir dünyaya giriyorsunuz onu okurken. Hangi konuda olursa olsun okumaya başlayınca içine çekiyor bu yazılar insanı. Kimi zaman okurken zorlansam da yazıya bir kaptırınca akıp gidiyor. O da benim gibi uzun cümleleri seviyor anlaşılan. Belki bu yüzden de seviyorumdur yazılarını :) Bir de Son dönemde yaşadığım yoğunluk nedeniyle onu da çok sık ziyaret edemiyorum. İnşallah en kısa sürede bu eksiğimizi telafi edeceğiz efem.

Bülent Akgül ise çok yeni menzilime giren bir yazar. Henüz düzenli olarak takip etmeye başlayamadım, malum yoğunluk derdimiz devam ettiğinden onun sayfasına da yeterli vakti ayıramadım. Sayfası tam benlik. Yani karmaşadan uzak ve sade. Yazıları ise tam sevdiğim tarzda; detaylı, uzun ve çok hoş bir mizah anlayışı var. Bu yüzden de uzunluğu sıkmıyor yazıların. Tam tersine okurken bir gülümseme yayılıyor suratıma. Şimdi sayfada gezinirken şu satırları okuyunca bu hafif gülümseme bir kahkahaya dönüşüverdi;

Pazarlama bölümündeki pazarlama ve alt derslerinin yaklaşık 20 adet olduğu ve her birinin 3 sınavı olduğu (vize, final, bütünleme – finalde ders vermişliğim söz konusu değildir) düşünülürse ve ortalama olarak her dersi 1,5 defa almış olsam, 90 adet sınava girmişim demektir. Her sınavda ortalama 4 soru olsa, toplam 360 soru okumuş olurum. Bu sorulardan en az 300’ü şöyle başlardı: “Skizzieren ya da Erklaeren sie bitte nach ihrer Meinung, …..”  Yani “Sizce …. ne olduğunu açıklayın lütfen” Tabi ben soruda “sizce” ifadesini görünce, konunun bence ne olduğunu anlatır, ancak bir türlü 20’den fazla not alamazdım. Sonra öğrendim ki sorudaki “sizce” öğrenciye nezaketin ifadesiymiş, kimse bana konuyla ilgili şahsi görüşümü sormuyormuş. Bunu öğrendikten sonra başladım ders geçmeye.

Dediğim gibi, benim için çok yeni bir yazar. Bundan fazlası artık yalana girer. Okudukça tanıyacağım Bülent Akgül’ü.

Şimdi diyeceksiniz ki senin “mim”ler kime gidiyor? Ne yazık ki kimseye efendim. Benden bu kadar. İlk turda mimleme görevimi yaptığım için, ikinci turda affımı istiyorum. Saygılar ve sevgiler herkese.      


4 comments March 18, 2007

Beni kritize edeni kritize ederim

Mim dalgaları yayılırken, sevgili Gürkan Yeniçeri’den bir pas da ben aldım. Gerçi pası alalı epey bir zaman oldu, ama ancak vakit bulabildim doğrusu. Efendim, sistem kısaca şöyle işliyor anladığım kadarıyla; mimi alan blog yazarı, pası veren bloğu şöyle enine boyuna değerlendiriyor ve eleştirilerini yazıyor. Sonra da kendi bloğunu eleştirmeleri için üç kişiyi daha seçiyor.

İşin en zor yanı, benim Gürkan Yeniçeri’nin bloğunu okumuyor olmam. Hatta bu pası almadan önce sayfasını bilmiyordum bileç. Kendisi yazılım mühendisliği üzerine yazıyor ve ne yazık ki yazdıkları benim pek ilgi alanıma girmiyor (anlamıyorum da diyebilirz buna). Bu nedenle yazıları konusunda bir şey söylemem imkansız.

Ama bloğunun sağ sütunu konusunda söyleyecek birkaç sözüm var. Şimdiye kadar okuduğum bloglarda ilk defa böyle bir sutunla karşılaşıyorum. Bu bölüm sanki ayrı bir blog yazısı gibi. Her bir başlık ve altındakiler, bir okuyucunun aklına gelebilecek tüm soruları yanıtlamaya yetecek detayda verilmiş. Yani, Gürkan Yeniçeri kimdir, bu bloğa link vermek istersem nasıl yaparım, soru sormak istersem bunu nasıl yaparım, RSS ile takip edebilir miyim… Bütün bu sorulara, sağ sütunda cevap bulabiliyorsunuz.

Şimdi diyeceksiniz ki bunlar hepimizin bloglarında var. Var, ama böyle net açıklamalarla yer almıyor. Bizler okuyucuların bu araçların nasıl kullanılacağını bildiklerini varsayarak sadece kısa etiketler veriyoruz bunlara. Gürkan Yeniçeri ise her başlığı açıklıyor ve bu bloğa ilk defa giren, hatta ilk defa blog okuyan bir kişinin bile sayfada ne olup bittiğini anlamasına, hangi araçları ne şekilde kullanabileceğini görmesine yardımcı oluyor. Bir de Vezir Projesi var sayfada. Yazılım projelerine ve firmalarına yardımcı olmak amacıyla hazırlanmış. Ben sevdim Vezir’i.

Sağ sütunun bana göre tek eksiği ise, yazarın yazdığı yazıların kategorilerini gösteren bir bölüm. Tamam, ana konu belli (yazılım mühendisliği), ama acaba bu konuda yazar hangi alt başlıklarda yazıyor, benim ilgimi çeken bir konu var mı diye merak ediyor insan. Bu da eklense tadından yenmeceke, elbette bana göre.

Vallahi insanın okumadığı bir bloğu değerlendirmesi ne zormuş. Umarım Gürkan Bey bu kadar yüzeysel bir değerlendirme olduğu için kızmaz bana. Gelelim benim pas vereceklerime, yani benim sayfamı eleştireceklere.

Murat Kaya, Eylülce ve Pazarlama Yazıları 


9 comments March 9, 2007

Enformasyon Kıtlığından Enformasyon Boğulmasına mı?

Aşağıdaki satırlar Haluk Şahin’in Karizma Dergisi’ndeki bir makalesinden alıntı.

Manzum Başlayıp Düzyazıyla Biten Bir Değerlendirme Denemesi. Makalenin tamamını okumak için tıklayın.

Önce dünya işaretlerle doluydu.
Sinyallerle, haberlerle.
Enformasyonla doluydu,
Dün, bugün ve özellikle yarın hakkında.
Her kuşun uçuşu, sallanışı her dalın; melemesi her koyunun,
Dolanması her yılanın
Bir işaretti.
Bacadan tüten dumanın kıvrılışı,
Tepeden düşen kayanın kırılışı,
Sabaha karşı uluması çakalların,
Hızla çekip gitmesi bulutların,
İşaretti.
Haberdi, gaipten, ilahlardan, meleklerden
Gidip de dönmeyecek olanlardan haberdi.
Enformasyon doluydu dünya…
Yüzlerin biçimi, kaşların eğimi, ve ağarması saçların,
Durup dururken bağırması bebeğin,
Ormanda hışırtısı yaprakların,
Sıcakta çatlaması toprakların
Haberdi.
Çıldırtasıya yüklüydü mesajlarla her yer,
Tepeden tırnağa “bilgi” doluydu dünya,
Boş tek satırı yoktu bu uçsuz bucaksız metnin,
Boşa harcanmış tek santimi…
Tabii okumasını bilene.
Harfleri sökmesini,
Sözcükleri dökmesini,
Yorumu yapmasını bilene.
Yani kahinlere.
Gözü yücelerde ermişlere.
Kodları onlar bilirdi, şifreyi onlar çözmüştü.
Gözleri keskin, kulakları delikti,
Onlar postacısıydı ilahların
Ve tercümanı rüzgarların.
Miladi takvimin
İlk binyılı işte böyle geçti.
Ve ilk yarısı ikinci binyılın.

(more…)


Add comment January 31, 2007

Haydi Anadolu Üniversitesi, Konferansa…

Bir süredir ortalık MediaCat‘in düzenlediği WOMM konferansı ile çalkalanıyor. Bilmeyenlere de buradan duyurmuş olalım. MediaCat 6 Mart 2007 tarihinde Swissotel’de düzenleyeceği konferansta dünyanın bu konudaki en önemli 3 uzmanını ağırlıyor. George Silverman, Dr. Walter J. Carl ve Dave Balter‘ın konuşmacı olarak katılacakları bu konferansın Anadolu Üniversitesi öğrencilerine de bir sürprizi var.

womm3.jpg

MediaCat pazarlama blog yazarlarına, okuyucularına hediye etmek üzere birer davetiye verdi. Blog yazarları farklı etkinlik ve yarışmalarla biletlerini dağıtıyorlar. İşte bu pazarlama blog yazarlarından benim de dahil olduğum 5 kişilik bir grup, ortak bir etkinlikle bu biletlerin talihlilerini arıyoruz.

Şimdi gelelim bunun Anadolu Üniversitesi öğrencileri ile ne ilgisi olduğuna.

Biliyorsunuz, ben Anadolu Üniversitesi’nin sadece öğrencisi değil aynı zamanda bir öğretim üyesiyim de. E bu durumda, Anadolu Üniversitesi öğrencilerini biraz olsun kayırmam çok da ayıp olmaz sanırım. Sağolsunlar, A.Selim Tuncer, Barış Erkol, Serdar Öner ve Tunç Kılınç da beni kırmadılar ve biletlerini siz sevgili öğrencilerimizin alması için bu etkinliğe katılmayı kabul ettiler.

Özetle, Anadolu Üniversitesi öğrencilerini MediaCat’in WOMM Konferansı için beş adet bedava bilet bekliyor.

Peki, bu biletlerden birinin sahibi olmak için ne yapmanız gerekiyor?

Tek yapmanız gereken, yaratıcılığınızı konuşturup bir kampanya hazırlamak.

Madem konumuz ağızdan ağza iletişimin pazarlamada kullanımı, yarışmamız da bu konuyla ilgili olsun istedik. İstediğimiz, içinde ağızdan ağza iletişimin kullanıldığı bir kampanya tasarlamanız. Tasarladığınız bu kampanyayı da bir sayfada özetlemeniz ve bize göndermeniz.

Sizleri sınırlandırmak istemedik. Bu yüzden ürün/hizmet markası seçimini de kampanya amacını da sizlere bıraktık. Yani, istediğiniz bir ürün veya hizmet markası için, istediğiniz bir amaçla, ağızdan ağza iletişimin kullanıldığı bir kampanya tasarlayabilirsiniz.

Bir A4 sayfası ile sınırlandıracağınız kampanya özetlerini 11 Şubat 2007 tarihine kadar fzozata@gmail.com adresine göndermeniz gerekiyor. E-postalarınızın konu kısmına “WOMM Yarışma” yazmanız ve e-posta içinde ise isim-soyad, okul numarası, bölüm ve sınıf ile birlikte iletişim bilgilerinizi vermeniz gerekiyor. Bana ulaşan her e-posta için bir cevap döneceğim. Eğer benden bir onay e-postası almadıysanız, bu, göndermiş olduğunuz e-postayı benim almadığım anlamına gelecektir. Lütfen tekrar gönderin.

Kim değerlendirecek bu kampanya tasarımlarını?

Ben sizlerden gelecek e-postalarda isimlerinizi göreceğimden değerlendirmeye katılmayacağım. Değerlendirmeyi, yine üniversitemizde öğretim üyesi olan ve bu konularda bigi sahibi üç değerli arkadaşımız yapacaklar; İçlem Er, Tuğba Kılıçer ve Meltem Öktem. Göndermiş olduğunuz kampanya özetlerini, isimlerinizi bildirmeden jüri üyelerine göndereceğim. Her biri birbirlerinden bağımsız olarak kampanyanıza bir puan verecekler. Bu üç puanın ortalaması ise toplam puanlarınızı oluşturacak. En yüksek puanı alan beş kişi ise WOMM Konferansı biletlerinin sahibi olacak.

E hadi, ne duruyorsunuz? Buyurun konferansa…

Not: Örnek bir kampanya uygulaması için Alper Akcan’ın sayfasını ziyaret edebilirsiniz: Bir WOMM Uygulamasının Sonuçları. Ayrıca, WOMM ile ilgili hem Alper’in sayfasındaki hem de MediaCat’in makaleler sayfasındaki yazılardan yararlanabilirsiniz. Bir de Alemşah’ın başlattığı etkinlikten de WOMM ve uygulamaları hakkında bilgi edinebilirsiniz.

Not2: Yarışmaya Anadolu Üniversitesinin lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileri katılabilirler.

Güncelleme (26.01.2007): George Silverman’ın The Secrets of Word-of-Mouth Marketing kitabından “Ağızdan Ağza Pazarlama Kampanyası Tasarlamak” isimli bölüme ulaşmak için tıklayınız.

Duyurunun grafik tasarımı için A. Selim Tuncer’e ayrıca sonsuz teşekkürler.


3 comments January 22, 2007

WOMM Zirvesi ve “Mim” Takibi…

Mimlenmişim de haberim yok. Vakit kaybetmeden Antifit’in sorularına cevap verelim.

1. WOMM sizce ne demek?

Vallahi yalan söylemeye gerek yok. Ben WOMM bilmiyorum. Bildiğim bir “WOM communication” var ve onu da ağızdan ağza veya kulaktan kulağa iletişim diye çeviriyorlar. Burada çok detaya girmeyelim ama net bir tanım isteyenlere ortaya şöyle karışık bir şeyler yapalım;

Ağızdan ağza iletişim, kişilerin diğer kişilerle bilgiyi paylaşma süreci olarak ifade edilebilir.

Bir diğer tanıma göre ağızdan ağza iletişim, bir kişinin diğerlerinin davranış ve tutumlarını informal bir biçimde etkileme sürecidir.

Ağızdan ağza iletişim; bir örgüt, örgütün itibarı ve güvenilirliği, faaliyet şekli, hizmetleri, vb. hakkında bir kişiden, müşteriden ya da herhangi birinden diğerine iletilen mesajdır. Bir başka ifade ile tüketim bilgisinin kitle iletişim araçları ya da satış personelinden ziyade diğer tüketicilerden elde edilmesidir. Alıcının gözünde, örgütle kişisel deneyimi olmuş olan ve örgütten bağımsız olan bu mesajın göndericisi tamamen objektif bir bilgi kaynağıdır. Bu sebeple kişiler genellikle satın almayı gerçekleştirmeden önce aile üyeleri ya da arkadaşlarına danışırlar ve bu şekilde ağızdan ağza iletişim yoluyla elde edilen bilginin özellikle daha güvenilir olduğunu düşünürler.

2. Bildiğiniz başarılı WOMM örneklerini bize yazar mısınız?

Yapılan çalışmalara ve sonuçlarına dair çok fazla bilgim yok. Bu nedenle de sadece bir tüketici olarak değerlendirme yapabilirim. Benim son dönem en başarılı bulduğum iki örnek var. Biri Lost, diğeri de şu bizim ünlü Magic Bullet. Bir de Meatrix vardı bu sene çok hoşuma giden. Onun dışında aklıma gelen yok.

3. Türkiye’den efsane haline gelmiş bir viral örnek gösterir misiniz?

Valla şimdi ayıplayacaksınız biliyorum ama bırakın efsaneyi, normal bir örnek bile gelmiyor aklıma. Affedin. Aklıma gelen bir şey olursa güncellerim burayı.

Ben de pasımı Soruman, Mert Ulaş ve Bilge Semetey‘e veriyorum.

Not: Tanımlar Tuğba Kılıçer’in Tüketicilerin Satın Alma Kararlarında Ağızdan Ağza İletişimin Etkisi: Anadolu Üniversitesi Öğretim Elemanları Üzerinde Bir Araştırma” isimli yüksek lisans tezinden alınmıştır.


3 comments January 22, 2007

Bir zamanlar sefer tasları vardı, hatırlar mısınız?

Gazete haberinde görünce bayılmıştım. Yarışmada birinci geldiğini öğrendiğimde çok sevinmiştim. Hatta bir ara yazarım diye gazeteyi de ayırmıştım, ama fırsat olmamıştı. Geçen gün Internet’te gezinirken bulunca çok sevindim sevgili Nevale’yi.

Efendim Nevale, Elektrolux’un düzenlediği tasarım ve yenilik yarışması olan Elektrolux Design Lab‘ın 2006 birincisi. İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Metin Kaplan’ın çalışması Nevale. Tasarım bildiğimiz sefer tasından esinlenerek yapılmış, ama elbette günümüz tüketicisinin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmiş. Aynen sefer tasında olduğu gibi, farklı yiyecekleri saklamanız için farklı bölmeleri var. Ayrıca, yiyecekleri istediğiniz ısıya (sıcak veya soğuk) getirmeniz için de ayarları var. Seri üretim için sabırsızlıkla bekliyorum.

nevale_large.jpgvege_large.jpg

Beğendiğim bir diğer çalışma ise Vege. Vege ile mutfağınızda tüm tıl boyunca taze ve sağlıklı sebzeler yetiştirebiliyorsunuz. Saksıda maydonoz ve süs biberi yetiştirmenin ötesine geçmek için güzel bir çözüm.

Yarışmada ödül alan diğer tasarımları görmek için Design Lab’06′nın sayfasına bakabilirsiniz.


1 comment January 21, 2007

Diyalog monologdan daha verimli sonuçlar doğruyor işte…

Geçen hafta yayımladığım ‘Bir “guru” olamadık ki sözümüz dinlensin…‘ başlıklı yazıma öyle güzel yorumlar geldi ki onların sayfalar arasında kaybolup gitmesine gönlüm razı olmadı. Bu yüzden de bir kısmını ayrı yazılar olarak ana sayfaya alıyorum.

İlk yorum Alper’den gelmişti. Sonraki onlarca yorumun bir anlamda ateşleyicisi de o oldu belki de. Ana sayfaya aldığım üç yorum var. Bunlardan ilki Selim Tuncer‘in yaptığı yorum. İkincisi benim verdiğim cevap ve üçüncüsü de Cengiz Çatalkaya‘nın yaptığı yorum.

Aslına bakarsanız, yorumların büyük kısmı (burada kimse alınmasın, büyük kısma dahil olmayan yorumlar benim geyik cevaplarım oluyor) oldukça önemli konular üzerinde duruyordu. Ancak ben buraya konuyu kapsamlı bir şekilde toparlayan yorumları almak istedim.

Selim Tuncer’in de belirttiği gibi;

Diyalog monologdan daha verimli sonuçlar doğruyor işte…

İlgili yazılar:

Bir “guru” olamadık ki sözümüz dinlensin…

A.Selim Tuncer‘in Yorumu: Kimsenin çıkın gidin diyemeyeceği bir “bağ” ile pazarlama dairesi içinde yer alıyoruz.

Benim yorumum: Birbirimizi dışlayarak ancak olduğumuz yerde dönüp dururuz

Cengiz Çatalkaya‘nın yorumu: Hayat tek pencereden ibaret değildir…

Yorumlarıyla yazıyı zenginleştiren diğer arkadaşlara da tek tek teşekkür etmek isterim;

Alper Akcan

Murat Kaya

Rüstem

Onur Yüksel

Mert Ulaş

Burcu (Pazarlama Cadısı)


1 comment January 14, 2007

Previous Posts


"Uygulamaya elvermeyen teori anlamsız, teoriye dayanmayan uygulama ise kısırdır." Leonardo da Vinci

İletişim

Kategoriler

Arşiv

Popüler Yazılar

Son Yorumlar

Süleyman SÖNMEZ on Bloglar ve Pazarlama
Emrah Doğan on Bloglar ve Pazarlama
zeynepozata on Bloglar ve Pazarlama
tasdemir on Bloglar ve Pazarlama
Bloglar ve Pazarlama… on Kimsenin çıkın gidin diyeme…

Links

Yakın Takip

Subscribe in NewsGator Online

Subscribe in Bloglines

Ziyaretçilerde Son Durum

free webpage counters

Tags