Atina Tatili 2

July 20, 2006 at 8:18 pm 2 comments

Atina Tatili başlıklı yazımı okuyanlar varsa hatırlayacaktır. Bu ziyaret aynı zamanda benim ve birlikte doktora yaptığım diğer arkadaşlarımın ilk uluslararası kongre deneyimi de oldu. Artık kongrelerden, sunduğumuz bildirilerden ve neler yaptığımızdan bahsetmenin vakti geldi sanırım. 

Atina tatili deyip durduğuma bakmayın, tatil olduğunu dönerken anlayabildik ancak. Atina’ya gidene kadar da göbeğimiz çatladı. Tabi bu çatlama hazırladığımız bildirileri tamamlayabilme sıkıntısından kaynaklanıyordu. Geçen yıl bu zamanlarda başladığımız çalışmalar, yoğun doktora ders programıyla da birleşince, tamamlanmaları da haliyle biraz uzun zaman aldı. İsterseniz sırayla gidelim. Üç farklı çalışmamız vardı.  

56 saat F1 izlenir mi? İzleniyormuş efendim… 

3876917-md.jpgBunlardan birincisi 2005 yılında Türkiye’de ilki düzenlenen F1 İstanbul Grand Prix’sinde pist sponsoru olan markaların etkinliğini değerlendirmeye yönelik bir içerik analizi çalışmasıydı. Yaptığımız iş kısaca şuydu; markaların pistte bulundukları bölgelere ve kameranın çekim yerine göre, markaların isimlerinin ve logolarının görünürlüğü ve netliği gibi unsurlara bakmaya çalıştık. Bu çalışmaya başlayana kadar içerik analizi çalışmalarının diğer araştırmalara göre daha kolay olduğunu düşünürdüm. Sonuçta, sahaya çıkmıyorsunuz, insanları görüşme yapmaları ya da anket doldurmaları için zorlamıyorsunuz. Çalışmaya başlamadan önce şöyle dediğimi hatırlıyorum; Ne var canım, oturduğumuz yerden yaparız çalışmayı. Evet, oturduğumuz yerden yaptık çalışmayı ama toplamda 56 saat boyunca oturmak zorunda kaldık. Yanlış duymuyorsunuz. Bir yarış 56 saat izlenir mi demeyin, izleniyormuş. Hem de gözümüzü kırpmadan izledik, saniye saniye. (İki karar aldım bu çalışma sonrasında; 1. Bir daha detaylı düşünmeden içerik analizi çalışmalarına uçarak atlanmayacak, 2. Ömrümün geri kalanı boyunca F1 yarışı izlenmeyecek, zira artık arabaları dönerken izlemek midemi bulandırıyor)  

Çalışmanın detaylarına girmiyorum. Çalışmanın iki önemli sonucu vardı. Bunlardan birincisi, yan duvarlarda ve köprü üzerlerinde yer alan markaların, diğer yerlerde yer alan markalara göre daha yüksek görünürlüğü olduğunun belirlenmesi. İkincisi ise, Allianz’ın, tüm pistte tek bir tabelası bulunmasına ve diğer markalara göre daha az sayıda görünmesine karşın, en net görülebilen marka olması. Bu Allianz tabelasının hem yeri hem de tabelanın büyüklüğü ile ilgili bir sonuç. 

Sponsor ol, verginden düş…

3813376-md.jpgİkincisi ise, 2004 yılında yürürlüğe giren yeni Sponsorluk Yasasının yansımalarının ne olduğuna bakmak amacıyla yaptığımız bir çalışmaydı. 2004 yılının Nisan ayında yürürlüğe giren bu yasa ile, amatör spor dallarına yapılan sponsorluklarda %100, profesyonel spor dallarına yapılan sponsorluklarda ise %50 vergi avantajı sağlanmış durumda. İşte bu çalışmada, sağlanan vergi avantajlarının nasıl sonuçlar doğurduğuna bakmaya çalıştık. İlkine göre çok daha rahat bir çalışmaydı çünkü tamamen ikincil verilere dayanarak hazırlandı. Amatör spor dallarında, yasanın çıkmasından bu yana geçen iki yılık süre içinde, $16 milyon değerinde, 204 adet sponsorluk anlaşması yapılmış. Bu anlaşmalardan en büyük payı klüpler almış. Federasyonlar arasında ise en yüksek pay satranç federasyonuna ait. Bunun da en büyük sebebi İş Bankası’yla yapılan sponsorluk anlaşması.  

Yasa öncesinde Türkiye’deki spor sponsorluğu anlaşmalarının $200 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. 2005 sonunda ise bu rakamın $500 milyon ulaştığı söyleniyor. Elbette ki bu tutarın hemen hepsi profesyonel spor dallarında yapılan sponsorluk sözleşmelerinden geliyor. Başta futbol olmakla birlikte, basketbol ve diğer spor dallarına da ilginin arttığını görüyoruz. Son dönemlerdeki en yüksek tutarlı sözleşmelerden birisi ise Petrol Ofisi’nin F1 Türkiye Grand Prix’sine isim sponsorluğu (çalışmayı hazırlarken sözleşmenin tutarı açıklanmamıştı ama 3 ila 5 milyar arasında olduğu tahmin ediliyordu).  

logo.jpgSadede gelmek gerekirse, büyük firmalar profesyonel spor dallarına sponsor olmayı tercih ediyorlar (yasadan sonra da değişen fazla bir şey yok). Yasa da bu işi kolaylaştırıyor. Ama gene de tüm dünyadaki oranlara göre ülkemizdeki sponsorluk oranları hala çok yetersiz. Amatör spor dallarına ise yönelim çok daha düşük. Bunların elbette farklı sebepleri var. İlk olarak, yüksek tutarlı sponsorluk sözleşmelerini karşılayabilecek firma sayısı az. İkincisi, Türk firmalarının çoğu sponsorluğu hala bir bağış veya geri dönüşü olmayan bir ödeme olarak görüyor (çok büyüklerden bahsetmiyorum ama küçükler arasında durum hala böyle). Diğer yandan, sponsorluğu bir iletişim aracı olarak görenlerin de çoğu, sponsorluk faaliyetlerinin nasıl yönetilmesi gerektiğini bilmiyorlar. Kısacası, işin finansal kısmının desteklenmesi bir yere kadar sonuç veriyor. İkinci aşamada hem spor klüplerinin/sporcuların hem de firmaların sponsorluk konusunda bilgilendirilmeleri gerektiği ortaya çıkıyor. (Gençlik ve Spor Bakanlığı da bu ihtiyacın farkında aslında ve bu sene “Türk spor sponsoruyla buluşuyor” sloganıyla bir kampanya başlattı ve işin tüm taraflarını bilgilendirmeye çalışıyor.) Bir de tabi sektörün bu konunun uzmanlarına oldukça fazla ihtiyacı var.  

Geldik son çalışmaya. Biliyorum yazı biraz uzadı ama çalışmalar uzun sürdü dedim ya. Kısa anlatsam ne yaptınız onca zaman dersiniz… 

Teknoloji yaşlıların umurunda mı?

section_2_30.jpgKongrede sunduğumuz son çalışma ise doktora dersleri kapsamında hazırladığımız geniş kapsamlı bir nitel araştırmanın bir bölümü. Bu kapsamlı çalışmada yaşlı tüketicilerin çeşitli ürün kategorilerine karşı tutumlarını ve onların bu ürün kategorileri ile ilişkilerini anlamaya çalıştık. Kongrede sunduğumuz kısmı ise, yaşlı tüketicilerin cep telefonu, bilgisayar ve internetle olan ilişkilerini kapsıyodu. Araştırmada, tüketicilerle derinlemesine görüşmeler yapıldı. Bu görüşme metinleri içinden, yaşlı tüketicilerin bu ürünlere sahip olmaları, kullanımları ve bilgi düzeyleri ile ilgili değişkenler belirlendi. Hem bu değişkenler hem de her bir görüşme metninin detaylı değerlendirilmesi sonrasında, yaşlı tüketicilerin bu ürünlere ilişkin tutumları ve bu ürünlerle ilişkileri açısından dört gruba ayrılabileceğini gördük; Teknoloji aşıkları; teknolojiye ayak uyduramayanlar; teknolojiden bihaberler ve teknoloji karşıtları.

_40177159_elderly203b.jpgTüm bu gruplar içinde teknolojiye ayak uyduramayanlar sayıca baskın geliyor. Bu gruptaki yaşlı tüketiciler, teknolojiyle baş edemeyeceklerini ve bu işin artık onlardan geçtiğini düşünüyorlar. Ancak, giderek daha fazla bu ürünlere ve hizmetlere dayalı hale gelmeye başlayan dünya içinde, bu geride kalma onlarda bir güvensizlik duygusu da yaratıyor. Çocuklarına ya da bu ürün/hizmetleri kulanabilen arkadaşlarına daha çok bağımlı hale geliyorlar. Yani aslında, bizlerin hayatını kolaylaştıran bu teknolojik ürünler, yaşlı tüketicilerin hayatlarının zorlaşmasına sebep oluyor. Bu noktada ortaya çıkan en önemli şey, firmaların bu yaşlı tüketicilere yönelik ürünler üzerinde daha fazla çalışmaları gerektiği. Son günlerde bu yönde bazı haberler çıkıyor, özellikle de cep telefonu alanında (Phone for boomers & their parentsYaşlılar için daha yüksek)

Lafı epeyce uzattım. Kongre izlenimleri de sonraki yazıya kalsın artık.   

Çalışmalarda yer alan diğer arkadaşlarımın ve hocalarımın isimleri:  

The Evaluation Of Sponsorship Effectiveness: A Content Analysis Study On Televised Formula One Istanbul Grand Prix: Iclem ER, Dr. Metin ARGAN, F.Zeynep OZATA, Tugba KILICER 

Reflections Of The New Sponsorship Regulations In Turkey: Signifıcant Developments In Sports Sponsorship: F.Zeynep OZATA, Tugba KILICER, Iclem ER, Dr. Metin ARGAN 

Understanding the Older Consumer: A Qualitative Analysis of Consumption Patterns on Selected Product Categories; Sevgi A. Öztürk, F. Zeynep Özata, İçlem Er, Nil Esra Güldoğan 

Entry filed under: Araştırma, Genel. Tags: .

Blog Turu Sonlandı Mektup, Mail ve Fokus Grup: Bir Yazı Nerelere Çekilebilir…

2 Comments Add your own

  • 1. Açık Radyo’nun konuğu olduk « Zeynep Özata - Blogistan  |  September 1, 2006 at 11:56 am

    […] Bu kısa tanıtımlardan sonra gelelim bizim hikayemize. Geçtiğimiz günlerde Ebru Işıklı’dan (program direktörü) bir mail aldım. Yunanistan’daki kongrede sunduğumuz yaşlı tüketicilerle ilgili çalışmamızı anlattığım yazımı okumuş. Çalışma ilgilerini çekmiş. Hazırladıkları “Sence Değil Bence Değil Araştırmaca” programında bizleri konuk etmek istediklerini söyledi. […]

    Reply
  • 2. EULGEN  |  December 20, 2006 at 3:18 pm

    Merhaba;
    Eğitim alnında doktora öğrencisiyim. Yaşlıların internet kullanımına yönelik çalışmamın literatür kısmında “Understanding the Older Consumer: A Qualitative Analysis of Consumption Patterns on Selected Product Categories” adlı makalenize yer vermek istiyorum.
    Makalenizin bir kopyasına nasıl ulaşabilirim? Yardımcı olabilirseniz sevinirim.

    Reply

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


"Uygulamaya elvermeyen teori anlamsız, teoriye dayanmayan uygulama ise kısırdır." Leonardo da Vinci

İletişim

Arşiv

Yakın Takip

Subscribe in NewsGator Online

Subscribe in Bloglines

Ziyaretçilerde Son Durum

  • 320,853 hits
free webpage counters

%d bloggers like this: