Başarılı bir stratejinin bir planlama sürecinin sonucu olduğunu ortaya koyabilen ilk pazarlamacıya 100 dolar vereceğim…

October 6, 2006 at 9:39 pm 10 comments

Ben değil tabii. Tom Peters söylemiş bunu. Başarılı bir stratejinin bir planlama sürecinin sonucu olduğunu ortaya koyabilen ilk pazarlamacıya 100 dolar vereceğini söylemiş bir zamanlar. Ancak bu parayı hiç ödememiş.

Selim Tuncer’in “Acaba Andrea bizim yarın nasıl bir plan uygulayacağımızı tahmin ediyor?” başlıklı yazısını okuyunca, aklımı uzun zamandır kurcalayan bir konuyu artık bu sayfada deşmenin zamanının geldiğini düşündüm. Sorunum şu sevgili dostlar; “Stratejik pazarlama planları gerçekten işe yarıyor mu?”

Stratejik pazarlama planlarının asıl amacı, firmaya kalıcı bir rekabet avantajı sağlamaktır. Bunu gerçekleştirmek için de bir dizi aşamayı takip ederek pazara ilişkin bazı sayısal analizler yapmak, geleceği başarılı bir biçimde öngörmek, firmanın amaç ve hedeflerini belirlemek ve firmanın uzun vadeli stratejisini ortaya koyduktan sonra da bir sonraki yılın pazarlama planını hazırlamak gerekir. Bu süreç adım adım takip edilecek bir süreçtir ve bir aşama tamamlanmadan bir sonrakine geçilemez. Ayrıca stratejiler en az 5 yıl gibi uzun vadeler için belirlenir. Bu stratejilerin faaliyete dönüştüğü yer ise uygulama planlarıdır. İşte bu nedenle, belirlenen bu stratejiler bir yıllık pazarlama planlarıyla uygulamaya dönüştürülmeye çalışılır.

chess.jpg

Elbette bu süreç kısa değildir. Yoğun bir veri toplama ve analiz sürecini içerir. Üstüne üstlük bu analizleri yapmak yetmez, bir de bunları yorumlamak gerekir. Geleceği şimdiden öngörmek gerekir (hem de en az 5 yıl önceden). Bu yeterli olur mu? Elbette ki hayır. Bu yorumlardan yola çıkarak stratejileri belirlemek belki de dünyanın en zor işidir. Yani öyle her sıradan insanın ya da firmanın yapabileceği bir iş değildir bu. Kaliteli insan gücünün yanında finansal güç de gerektirir.

Yıllardır stratejik pazarlama planlarının ne kadar önemli olduğunu okuyup durduk. İşletme okuyanlar, hele de Kotler okumuşlarsa, ezbere bilirler bu süreci. Ben işe başlarken Türkiye’deki büyük firmaların hepsinde bu sürecin yaşandığını, bu işin uzmanları olduğunu ve bu plan dahilinde hareket edildiğini sanırdım. Ne safmışım! Ne planı, ne programı? Bunları gördükçe aklımı kurcalamaya başladı bu iş. Acaba stratejik pazarlama planları gerçekten işe yarıyor mu?

İşte bu sorudan yola çıkarak araştırmaya başladım ve gördüm ki yalnız değilim. Meğer bu soru ne çok insanın aklına takılmış. İsterseniz önce dünyada bu konudaki eleştirilere şöyle kısaca bir özetleyelim.

• Bu eleştirel yaklaşım, teoriyle uygulama arasındaki uçurumdan kaynaklanmıştır. Bir tarafta, pazarlama planlarının oldukça gerçekçi ve değerli getiriler sağladığını öne süren araştırmalar diğer yanda ise çok az sayıda firmanın literatürdeki anlamıyla stratejik planlamayı kullandığını ortaya koyan araştırmalar bulunmaktadır. Bu durum bir paradoks olarak karşımıza çıkmaktadır. İşte bu paradoks da araştırmacıların bu yapıyı eleştirmesine ve yeni çözüm önerileri getirmelerine neden olmuştur.

• Diğer yandan, yapılan araştırmalar ne yazık ki stratejik pazarlama planlarıyla performans arasındaki ilişkiyi kesin olarak ortaya koymakta yetersiz kalmıştır. Kimi araştırmalar bu ilişkiyi saptarken kimi araştırmalar da hiçbir ilişki bulamamıştır. Yani, stratejik pazarlama planlarının işe yaradığına dair kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Dahası hangi durumlar ya da firmalar için işe yaradığını da söylemek mümkün değildir.

• Stratejik pazarlama planlarının gelişmeye başladığı ve popüler olduğu dönem 1960’lı yıllara denk düşüyor. Bu dönem aynı zamanda, endüstrileşmiş batı toplumlarının yaşadığı en durağan dönemdir. Amerika bu dönemde 105 ay boyunca büyüme yaşamış ve böylesi bir istikrar tarih boyunca başka hiçbir ülkede görülmemiştir. İşte bu durağan dönemde (ya da sabit büyüme döneminde) stratejik pazarlama planları işe yaramıştır çünkü yapılan gelecek tahminleri hep tutmuştur. Ama dönüp de bugünün dünyasına baktığımızda böylesi durağan ya da istikrarlı ortamlardan söz etmek mümkün değildir. Dünya her dakika inanılmaz bir hızla değişmektedir. Yarın ne olacağını bugünden tahmin edebilmeniz çok zor. Böyle bir ortamda da uzun vadeli stratejik planlar doğal olarak eleştiri konusu olmaktadır.

tunel.jpg
• Stratejik planlama elbette ki 1960’lı yıllarda ilk ortaya konduğu haliyle kalmamıştır. Stratejik planlama da bir evrim geçirmiştir. Kendini bugünün koşullarına adapte etmeye çalışmıştır. Ancak, bu değişimdeki asıl sorun şudur; stratejik planlamanın temelleri değişmemiş sadece bu yapıya eklemeler yapılmıştır. Yani rasyonel modele dayanan analitik süreçler hala varlığını korumaktadır. Şekil değişikliği, bu yapıya insani unsurların eklenmesi suretiyle gerçekleşmiştir. Yani stratejik pazarlama planları günümüz koşullarına uyum sağlayacak değişimi gerçek anlamda geçirmemiştir.

• Getirilen eleştirilerden birisi de stratejik planlamanın birbirini takip eden basamaklardan oluşan bir süreç olmasıdır. Herşeyden önce, işletmenin kendisine bazı amaçlar belirlemesi, kullanabileceği stratejileri sınırlamaktadır. Ayrıca, seçilen her bir amaca ya da hedefe ulaşılabilmesi, yönetimin uygun stratejiler geliştirmesine bağlıdır. Ancak, seçilen amaçların gerçekleşmesini sağlayacak stratejiler her zaman var mıdır? Bu durum bizi, stratejinin mi yoksa amaçların mı önce belirlenmesi gerektiği sorusuna götürmektedir. Aynı sorun, strateji ve taktikler için de geçerlidir. Seçilen her strateji için gerçek hayatta uygulanabilir bir taktik yaratılıp yaratılamayacağı akıllarda bir soru işareti bırakmaktadır. Özetle, sürecin bu yapısı bugünün dünyasının ihtiyaç duyduğu esnekliği firmaya sunmamaktadır.

• Strateji ve pazarlamaya hâkim olan paradigma, mikro ve endüstriyel ekonomiye dayanmaktadır ve pozitivizm yönelimlidir. Bu yaklaşımın pek çok sonucu bulunmaktadır. Örneğin pazarlama planlamasında kümülatif yaklaşımların karmaşık insan doğasına uygun olup olmadığına bakılmaksızın, segmentler, müşteriler, pazarlar, alıcılar ve tedarikçiler kümülatif bir bakış açısıyla değerlendirilmektedir, analizler bu kümülatif değerler üzerinden yapılmaktadır. Böyle bir yaklaşım ilk adım için oldukça anlamlı olmakla birlikte, sürecin ilerleyen aşamalarında gerçeğin olduğundan daha basit hale getirilmesine sebep olabilecektir. Endüstriyel ekonomi için oldukça geçerli olan bu kümülatif yaklaşımlar ne yazık ki pazarlama alanında her zaman yararlı olamamaktadır.

• Stratejik planlama için kullanılan analiz teknikleri de sıkça eleştirmektedir. Örneğin, SWOT analizlerinin kullanımının sorunlara yol açabileceğine değinilmiştir. Her bir kutuya düşen madde onu oluşturanların kötümser ya da iyimser bakış açılarından kaynaklanabilecektir. Dahası, bir maddenin firmanın güçlü mü yoksa zayıf yönü mü olduğu ya da çevresel bir unsurun bir tehdit mi yoksa bir fırsat mı olduğu, olaya nereden bakıldığıyla (perspektif) yakından ilgilidir. Her özel durum için, bu matrisin farklı bir kombinasyonu oluşturulabilecektir. Bir süre sonra, aynı madde analizin her iki kutbunda da yer almaya başlayabilecektir.

• Diğer yandan, strateji oluşturmaya ve planlama yapmaya yetkili olan kişiler de sorgulanmaktadır. Her ne kadar, güncel yaklaşımlarda planlama sürecine yönetimin her kademesinden katılım olması gerekliliği öne sürülse de, bu modelin gizli varsayımları olduğu da ileri sürülebilecektir. Strateji geliştirme veya stratejik planlama sürecine katılabilenler; gerçekleri daha panaromik bir şekilde görmeye, kaynaklara ulaşmaya ve eylemleri uygulamaya yetkisi olan kişilerdir. Ayrıca, bu kişilerin ileri analiz teknikleri ve pazarlama teorisi konusunda da derin bir bilgi birikimine sahip olması beklenmektedir. Pazarlama planlamasının altında yatan gizli varsayım, üst yönetimin stratejileri ve planları gerçekleştireceği, orta ve alt kademe yönetimin ise bunları uygulayacağı yönündedir. Bu varsayım, Fordist görüşün komuta ve kontrol ilkeleriyle örtüşmektedir. Günümüz örgütlerinin düzleşen yapısı ve fonksiyonel birimlerle birlikte yönetim kademelerinin de birbiri içine girdiği esnek bir yapı içinde, stratejik planlamanın bu gizli varsayımını sürdürmek pek mümkün gözükmemektedir.

• Son olarak, pazarlama alanında ortaya çıkmaya başlayan üç ana temadan bahsedilmektedir. Bunlardan ilki, ekonomi kökenli yaklaşımlardan davranış kökenli yaklaşımlara kayıştır. İkincisi, genellenebilir teorileri ve tek doğru olasılığını reddeden, durumsallık ve parçalanma fikirlerine içinde yer veren postmodernizmin yükselişidir. Üçüncüsü ise, strateji okullarının düşüncelerinin sentezlenmesi ve birleştirilmesi arayışıdır. Bu üç tema karşısında, stratejik pazarlama planlaması modelinin modernist bakış açısı nedeniyle yeterli olmayacağı görüşü karşımıza çıkmaktadır.

complexity.jpg
Aslına bakarsanız tüm bu eleştiriler benim aklımdaki soruları da büyük oranda içeriyor. Pazarlar ve bu pazarlar içindeki değişimler, ilişkiler, güç dengeleri ne yazık ki sayılarla ifade edilebilecek veya özetlenebilecek kadar basit değil. Tüm bunları anlayabilmek için sayıların ötesine geçmemiz gerekiyor. Dünya çok büyük bir hızla değişiyor. Bu bizim ülkemiz için de geçerli. Türkiye’de 5 yıl sonrasını tahmin etmek için neredeyse kâhin olmanız gerekiyor. Ne zaman bir kriz patlayacağını bilmek imkânsız.

Diğer yandan pazardaki büyük oyunculara karşı savaşabilmenin yolunun ince güçten geçtiğini söylemekten Selim Tuncer’in dilinde tüy bitti. Görüşlerine kesinlikle katılıyorum ve ekliyorum, ince gücü kullanmanın yolu standart plan ve programlardan geçmez. Pazarlama planları, pazara hükmeden büyük firmaların belki bir işine yarayabilir. Ama ince gücü kullanacakların, içinde bulundukları bağlama uygun, özgün, farklı ve yaratıcı çözümlere ihtiyaçları var. Bu firmaların bir stratejiye ihtiyaçları olmadığını söylemiyorum, elbette var. Ama bunu yapmanın yolunun stratejik pazarlama planlarından geçmediğini düşünüyorum.

Peki, ama stratejik pazarlama planları strateji üretmek için işe yaramıyorsa şimdi ne yapacağız? Bilmiyorum. İşte bu da cevaplanması gereken yeni sorumuz.

Not: Bu yazının hazırlanması için kullanılan kaynaklar şu dosyada (kaynaklar.doc) verilmiştir. Okumayı kolaylaştırmak için hangi eleştiririnin hangi yazarlara ait olduğunu belirtmedim. Eğer merak ettiğiniz varsa bana e-posta gönderebilirsiniz.

Entry filed under: Araştırma, Ders Notları, Değişen Pazarlama, Diğer Bloglardan Haberler. Tags: .

10 Comments Add your own

  • 1. A. Selim Tuncer  |  October 6, 2006 at 10:58 pm

    Stratejik pazarlama planları yapmak rakibin bir stratejisi olduğuna göre, stratejik pazarlama planı yapmadan bir strateji oluşturmak daha stratejik bir davranış olabilir. Belki:)

    Reply
  • 2. A. Selim Tuncer  |  October 6, 2006 at 11:13 pm

    Bir şey daha ekleyeyim. Bu kez ciddi! Devletin beş yıllık kalkınma planı vardır, biliyorsun. Bu planı yaparsın, bürokratlar eliyle, sakin sakin uygulayabildiğin kadar uygularsın. Görebildiğim kadarıyla bu plan, rekabetçi bir yaklaşımın ürünü değildir. Dolayısıyla devlet başka devletlerle rekabet içinde değildir. Olması gerekir, ama değildir. (Bazan aynı sözcüğü tekrarlamak kötü değildir:)

    Şuraya getiriyorum: Devlet gibi kendinden emin olan, pazar hareketlerinden çok fazla etkilenmediği gibi, pazar hareketlerini denetleyebilecek güçte olan şirketler için işe yarayabilir bu beş yıllık pazarlama planları…

    Dikensiz gül bahçesinden planlı planlı gül devşirmekte ne var?

    Haklısın.

    Reply
  • 3. Mert Ulas  |  October 9, 2006 at 5:26 am

    Bence pazarlama stratejileri yapmak yerine “ya soyle olursa, ya boyle olursa o zaman sirket olarak nasil davranmamiz gerekir” turu arastirmalar yapilmalidir, bu yaklasimda elbette pazarda olabilecek tum ihtimalleri kapsamamiz veya tahmin etmemiz imkansizdir ama zamanla hangi durumlarda nasil davranmasi konusunda sirketin genis bir veritabani olusur ve her yeni urun icin bu stratejiler tekrarlanirsa faydali olabilecegini dusunuyorum. Bu “ihtimal planlari” hazirlanirken elbette ki cok yaratici ve genis dusunebilen bir beyin gucune ihtiyac olacaktir.

    Reply
  • 4. zeynepozata  |  October 9, 2006 at 7:35 am

    Şu noktaya açıklık getirmek isterim. Ben pazarlama stratejilerine karşı değilim. Pazarlama stratejilerinin, stratejik planlama adı verilen yöntemle kararlaştırılmasına karşıyım. Bir de, her ne kadar birbirine benzese bile her durumun dinamiklerinin birbirinden farklı olacağına inanıyorum. Bir durum için kullanılan ve başarılı olan bir stratejinin, benzer başka bir durum için de yararlı olabileceği her zaman doğru olamaz gibi geliyor bana. Ama bu işi yapanların yaratıcı ve geniş düşünebilen beyin gücüne sahip olmaları gerektiği görüşüne tamamen katılıyorum.

    Reply
  • 5. A.Emre Demirci  |  October 14, 2006 at 4:05 am

    Güzel yazı için teşekkürler. İlave edebileceğim ve gözden kaçtığını düşündüğüm birkaç nokta var. Birincisi “Stratejik Planlama” ve “Uzun dönemli Planlama” kavramları maalesef aynı anlamda ve birbirinin yerine kullanılmaya devam ediyor. Oysa ki, iki kavram arasında önemli bir farklılık var.

    Sözkonusu iki kavram “Algılanan” çevreye bakış açıları bağlamında farklılaşıyorlar.

    Uzun Dönemli Planlama (pazarlama planları da dahil), geleceğe ilişkin bugün sahip olunan bilginin, planın uygulanma süreci boyunca yeterince güvenilir olduğunu esas alır.

    Diğer taraftan, stratejik planlama ise, örgütlerin dinamik ve değişen çevre koşullarına duyarlı olunmasını gerekliliğini savunur.

    Örneğin 60’lı yılların ortalarına kadar ya da tabiri caizse Japonlar’ın ikinci (ekonomik)Pearl Harbor baskınına kadar tutarlı ve öngörülebilir bir tablo çizen ABD ekonomisinde ve yönetim yazınında Stratejik Planlama ve Uzun Dönemli Planlama kavramlarının hangisinin, ne sıklıkta kullanıldığı yukarıda ifade edilenleri destekleyecek bir örnektir.

    Özetle bu iki kavramı birbiri ile karıştırmamak gerekir.

    Bir diğer nokta, stratejik planlamanın başlıbaşına ele alınması ve örgütsel sonuçlarla olan ilişkisi bağlamında TEK BAŞINA tartışılmasıdır. Bu da artık çok anlamlı değildir. Stratejik planlama, daha büyük bir resmin yani “Stratejik Yönetim”in bir parçasıdır. Bu nedenle 60’lı ve 70’li yıllarda stratejik planlamanın başlıbaşına taşıdığı anlam ve önem, stratejik yönetimin evrimleşme süreci içerisinde erimiştir. Bu evrimleşme süreci, bütçe ve mali kontrol ile başlamış, işletme politikası ve uzun dönemli planlama kavramlarına geçiş olmuş, sonrasında stratejik planlama gündeme gelmiş ve son olarak stratejik yönetime bütüncül bir bakış açısı ile bugünkü görünümünü kazanmıştır.

    Yazıda bahsedilen stratejik yönetim okulları incelendiğinde de bu bakış açısı desteklenecektir. Zira “Planlama Okulu”, en büyük eleştiriyi strateji geliştirme ve strateji uygulamayı birbirinden ayırması nedeniyle almıştır.

    İşletmelerin bu bağlamdaki temel amacı, geleceğe ilişkin katı kararlar almaktan çok, gelecek ile el ele yürüyen bilinmezlik risklerinin asgari düzeye nasıl çekilebileceğini düşünmek olmalıdır. Bunun için sayısız yönetim aracı ve uygulaması mevcuttur. Yeter ki, işletmelerimiz bu araçları bilinçli ve yeterli bir şekilde kullanabilme becerilerini edinebilsin..

    Reply
  • 6. zeynepozata  |  October 14, 2006 at 9:02 am

    Emre’cim katkılar için çok teşekkürler. Aklımdaki soruların bir kısmına da senin yorumunda cevap buldum. Tabii literatürün son kısmında bir tarama eksikliği yapmış olduğum sonucu da çıkıyor buradan🙂 Bu durumda, önümüzdeki dönemde stratejik yönetimin ne olduğu konusu üstünde durmakta yarar var. Aslında, sen bir iyilik yapsan ve bize güzel bir yazıyla bu konuyu anlatsan ne güzel olur. Biliyorsun ki sayfam her zaman senin yazılarına açık.

    Reply
  • 7. kafama takılanlar « Eylülce  |  October 31, 2006 at 9:06 pm

    […] Zeynep‘in stratejik planlamayla ilgili yazısını da mutlaka okuyun. Bunu çoktan okudum. Ama bir kez daha okuyacağım.  […]

    Reply
  • 8. mim kemal  |  February 19, 2007 at 1:21 am

    D.P.T’de çalışan çok birikimli stratejistler olduğunu, yaptığım pazarlama ve iletişimi planlarında hiç bir kaynak buamadığımda karşıma çıkan D.P.T analiz ve planlamalarından öğrendim. Devlet bir anlamda en büyük şirket ise elbettekionun da planlamaları olmalıydı. Sonuçta şu anda ki yaşadığımız bir çok sosyo ekonomik sorunun 1960 larda ki çalışmalarında öngörüldüğünü hayretle tespit ettim. İşin bir pazarlama planından çok daha karmaşık girdi ve faktörler içermesine rağmen çok detaylı vekeskin tespitler yapılmış,önlemler ve çözümler sunulmuştu…Araştırmalarım da anladım ki bu noktada sorun yönetim erkinde idi..Yani politikacılarda..hatta enteresan bi tespiti burada sizinle paylaşmak isterim… 1990 ların başında D.P.T hükümete , 3.dalga adı verilen bu gün hepimizin yaşadığı ortamı tarif eden bir durumun yaklaştığını, sanayiileşme de geç kalan ülkemizin bu dalgayı doğru bişekilde yakalar ise 3. dünya ülke liginden çıkabilme fırsatı anlatılıyor ve şu strateji detaylandırılıyordu: Ülkemizin uygun bir bölgesi çok büyük ve bir kez yapılacak kaynak aktarmasıyla bilişim teknolojileri ve yazılım alanında yapılandırılmalıdır…Evet bildiğiniz silikon vadisinin küçüğü…Hükümetin verdiği yanıt ise bizim sanayiimizin elektriğe ihtiyacı var..Bizim barajlar yapmamız lazım ..Bu boş tavsiyeleri bırakın gerçekci olunuz…

    Benim bahsi geçen 100 Dolar’ı almak gibi bir amactan ziyade okuduğum yazılarınızdan metodoloji ile ilgili karamsarlığınız beni kaygılandırdı ve bu yüzden sizinle bir kaç deneyimimipaylaşmak istiyorum..

    Uluslararası markaların marketing ve daha yoğun olarak marketing com. planlamalarını yapmakta idim. 1990’lar da Rusya’nın dağılmasıyla ortaya çıkan devlet pazarlarında operasyon için gönüllü oldum..Daha sonra oradan parlak gençler bulunup önüme getirildi ve onlara metodoloji,strateji ve planlama ilee execur. leri genel olarak öğrettik ve oralarda daha sonra network ofislerine konuşlandırdık. İşin komik tarafı bu ülkeler sosyo politik ve ekonomik stabilizasyon bazında tam bir felaketti. Hepsi birer küçük diktatör ülkelerine dönüşmüştü ..Tüm bunlara rağmen marka ve ürün konumlandırmalarımızla, penetrasyon çalışmalarımız başarıyla gerçekleştirildi. Hatırladığım kadarı ile de en çok media planlamada sorun yaşamıştık. Çünkü daha doğru dürüst plamlaması yapılacak medyalar oluşmamıştı…
    Daha sonra kendi firmamı (Marka yapılandırma alanında) kurduğumda hepinizin şaşırdığı ve demoralize edici işletme yaklaşımlarını gördüm.. Evet tam bir gelişmiş esnaf zihniyetiyle pazarlama falyetleri yürütülüyordu..İlk işim bir Anadolu firması olan bir PVC kapı pencere üreticisi olmuştu..Bu firmanın sahipleri eski detarjan üreticisiydiler ve firmalarını yabancılara satmış sonrada nasıl büyük bir sektörü göremediklerini daha doğrusu marka oluşturamadıklarını vepazarlayamadıklarını anlattılar..ben de onlara ben bu firmalarda çalışırken bunları nasıl gerçekleştirdiklerimizi anlattım.Sonra biz zaten artık satmayı düşündüğümüz fabrikayı yap ne yapacaksan tutumuyla sözleşme imzaladılar..özetle ne yaptığımı sizinle paylaşmak isterim. ürün nihai tüketiciye satılırken, pazarlama odağına mütahit ve bayiiler alınmıştı..Bildiğiniz Pull/Push strateji değişimleri ve özellikle kadın tüketiciler üzerine konumlandırma gerçekleştirdim.hatta iletişim ve medya planını 18+Female baz gönderince kanallar bi yanlışlıkmı var diye aramıştı. Kadınlar rasyonel promis’la satın alma gerçekleştirmiyecekleri gerçeğini ön görerek uygun düzenlemeler de gerçekleştirilmişti…Bu firma bu gün alanında 2. satış miktarına sahip bir noktadadır..

    Özetle siz pazarlama profesyoneli arkadaşlarıma nacizane tavsiyem enseyi karartmayın; bu ülke üretim odaklı yapılanmış sanayileşme sürecindeki bir durumdan, bir anda global markalarla rekabet etme durumunda kalmış, tek konsepti üretim ama ucuz üretimi de Çin’lilere kaptırınca ne yapacağını şaşıran bir vaziyettedir…Bu bağlamda gerçekten size çok ihtiyaçları var. Sevgili meslektaşımız Murat Yurttaş’ın da dediği gibi bizim pazarlamamızın entellektüel birikimi eksik..Sorun metodoloji yada planlama süreçlerinde değildir .Lütfen takılmayın bu noktaya..
    Tatmin olmayanlara başka deneyimlerimi de aktarabilirim. Başınızı ağrıttıysam özür dilerim..başarılar…

    Reply
  • 9. zeynepozata  |  February 19, 2007 at 7:27 pm

    Kemal Bey merhabalar,
    Yorumunuz ve paylaşımınız için öncelikle teşekkür etmek istiyorum çünkü sizin kadar vakit ayıran ve böylesine anlamlı katkılar yapan yorumculara her zaman rastlamak pek mümkün olmuyor bu sayfalarda.

    Yazımın oldukça eleştirel ve karamsar bir yapıda olduğunun farkındayım ancak bu yazı stratejik pazarlama planlaması kavramına eleştirel bir yaklaşım getirme amacını taşıyarak kaleme alınmıştı. Gerçi bu yazı, hazırladığım bir makalenin özet hali, asıl çalışmada neden eleştirel bir bakış açısı ile konunun ele alındığı daha detaylı olarak yer alıyor.

    Ne yazık ki strateji ya da planlama konusunda bir uzmanlığım yok. Sadece kafama takılan bazı soruları yanıtlamak için çıkmıştım yola. Teori ile uygulamanın neden uyumsuz olduğu, bu uyumsuzluğun teoriden kaynaklanıp kaynaklanmadığını sormuştum kendime. Bu sorular da beni genel olarak metodolojiye götürdü ve yazı da bu çerçevede gelişti. Sizin de söylediğiniz gibi, belki de bunlar bir pazarlama profesyonelinin kafasına takmaması gereken konular.

    Ancak, bir doktora öğrencisi ve akademisyen adayı olarak ben ve benim gibi yazarların uygulamacılara yol gösterecek, gerçek hayatla daha çok örtüşen metodolojiler geliştirmek konusunda bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum. Bunun için de öncelikle mevcut yapının eksik ve aksayan yönlerinin anlaşılması gerektiği fikrindeyim. Teori ile uygulamanın örtüşmemesi, özellikle Türkiye’de, sizin de belirttiğiniz gibi entellektüel bir eksiklikten kaynaklanıyor olabilir. Ancak, değişen çevre koşullarını dikkate aldığımızda metodolojide de sorunlar olduğunu görmezden gelmemeliyiz diye düşünüyorum.

    Benim çalışmam bir literatür taramasına dayanıyor. Yani, başka akademisyenlerin aktardıklarından alıntılar yaparak bir sonuç çıkartma diyebiliriz buna. Ama sizin paylaşmış olduğunuz deneyimler gerçek hayatın içinden ve bence bu alanda, öğreticilik açısından çok daha önemli ipuçları taşıyor. Konuya yeni bir gözle bakmam gerektiğini de söylüyorlar bana.

    Katkılarınız için tekrardan teşekkürler ve iyi çalışmalar.

    Reply
  • 10. Taner ANLİ  |  May 10, 2009 at 6:10 am

    “Başarı sonuç mu, süreç mi? ” konusunu araştırıyordum. Eğitimin amacını araştırırken yazınızı okudum. Galiba “gol atan kazanır.” mantığını ve teori ile pratik bilgi konusunu incelemek gerekli. KANT’ın söylemlerine geldi konu, yazınızdan sonra onu okuyacağım. Teorik bilgi, Pratik bilgi.

    Reply

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


"Uygulamaya elvermeyen teori anlamsız, teoriye dayanmayan uygulama ise kısırdır." Leonardo da Vinci

İletişim

Arşiv

Yakın Takip

Subscribe in NewsGator Online

Subscribe in Bloglines

Ziyaretçilerde Son Durum

  • 321,028 hits
free webpage counters

%d bloggers like this: