Büyük fikirler bunlara hazır olan kafalar için vardır…

October 21, 2006 at 2:58 pm 18 comments

Geçtiğimiz haftalarda “Bilimin Öncüleri” kitabını okudum. Kitap “Bilim nedir? Ne değildir?” sorusuyla başlıyor. Yazar, bilimin öncüleri olarak adlandırdığı bilim adamlarının hikâyelerine geçmeden önce, bilimsel yöntem, hipotez-gözlem ilişkisi, bilimsel kuram gibi bazı konulara da kısaca değiniyor. Bu ilk bölümde oldukça ilgi çekici olan konulardan birisi “bilimsel buluşta yöntemin ne olduğu” tartışmasının yapıldığı bölüm.

Einstein bu süreci şöyle özetliyor;

Bilim adamı önce problemine çözüm getiren ilkeleri bulmalı, sonra bu ilkelerden olgusal olarak yoklanabilir sonuçlar çıkarmalıdır. Bu iki etkinlikten ikincisi için okul öğretimi ona gereken kafa donatımını sağlamıştır; öyle ki, birinci evre aşılmışsa (yani açıklayıcı ilke bulunmuşsa), yeterli uğraş ve zeka gücünün onu aradığı başarıya ulaştıracağı söylenebilir. Ne var ki, birinci evredeki etkinlik değişik nitelikte bir sorundur. Kuram oluşturmada bizi başarılı kılacak ne bilinen bir yöntem vardır, ne de öğrenimle kazanılabilecek özel bir kafa donatımından söz edilebilir.

puzzle.jpg

Gerçekten de kitap içinde okuduğunuz hikâyelerin çoğu sizi bu sonuca götürüyor. Yani çoğu bilim adamının buluşunun tesadüfî denebilecek koşullara bağlı olduğunu görüyorsunuz. Üstelik çok sayıda bilim adamının daha 30’una bile gelmeden en büyük buluşlarını gerçekleştirmiş, önemli üniversitelerde profesörlük unvanlarını almış olduklarını okuyorsunuz.

Tüm bu hikâyeler de doğal olarak bilimsel buluşların mantıksal bir yapı ile ilerlemenin sonucu olmaktan çok sezgi, içe doğuş, yaratıcı hayal gücü, zekâ gibi kişisel özellikler ve rastlantılar sonucu oluştuğu fikrini yaratıyor. Buraya kadar söylediklerim belki de çok bilinmeyen bir yaklaşım değil. Ancak beni asıl etkileyen şey, bu kişisel özelliklerin ve rastlantıların, buluşların yapılmasını bir anda ve öyle kolayca sağlamadığı. Bu insanlar sahip oldukları deha ve yaratıcı hayal güçlerinin yanı sıra inanılmaz bir bilgi birikimine ve çalışma, üretme disiplinine sahip kişiler. Sadece deha ve yaratıcılığın bilimsel buluşlar için yeterli olmadığı gerçeği ise bu kişilerin hikâyelerinin derinlerinde karşınıza çıkıyor.

Kitapta bu durumun en güzel örneklerinden birisi Arşimet’in hikâyesi. Hikâye kralın bir ustaya som altından bir taç yapması için sipariş vermesiyle başlıyor. Usta tacı krala sunuyor sunmasına ama kralın da içine bir kuşku düşüyor. Bu taç gerçekten som altından mı yapıldı diye. Kralın elinde bu tacın benzeri olan ve som altından yapılmış başka bir taç olmadığı için karşılaştırma yapamıyor. O günün bilgisiyle yapabileceği tek şey, bu tacı eritip bir küp şeklinde dökmek ve aynı boyutlarda som altından bir küple karşılaştırmak. Ama bu durumda çok büyük bir emek ürünü olan taç yok olacak. İşin içinden çıkamayan kral sorunu çözme işini Arşimet’e veriyor.

603058_21680503.jpg

Arşimet’in bu sorunu çözmek için yaptığı bilimsel çalışmalara çok fazla değinilmiyor hikâyede ama o meşhur banyo hikâyesi anlatılıyor. Arşimet banyoya ayağını soktuğunda suyun yükseldiğini görüyor. Tamamen içine oturduğunda ise suyun taştığını fark ediyor. İşte o anda bir ışık yanıyor beyninde ve soruna çözümü de bulmuş oluyor. Maddenin yapısı ne olursa olsun taşırdığı suyun hacmine göre ölçüm yapılabileceğini fark ediyor. Tacı suya batırıp taşırdığı suyun hacmi ile eşit olan altını karşılaştırıyor. Tabi bu deney tacın som altından olmadığı sonucunun yanında ustanın da hayatına mal oluyor.

Peki ama Arşimet’ten önce hiç kimse bunu görmemiş miydi? Elbette ki Arşimet de dâhil olmak üzere pek çok insan, içine başka bir madde girdiğinde suyun yükseldiğini ya da taştığını fark etmişti. Ama Arşimet kafasındaki sorun ve sahip olduğu bilgi birikimi olmasaydı, bu ilişkiyi göremeyecekti. Tıpkı ondan önce bu durumu gözlemlemiş onca insanın göremediği gibi. Benzer bir durum Newton için de geçerli. Ondan önce kimse elmanın yere düştüğünü görmedi mi sanıyorsunuz? İşte Pasteur bilimsel buluşlardaki bu şans faktörünü şöyle değerlendiriyor; “bilimsel buluşta şans ya da tesadüfün rolü buna hazır kafalar için vardır”.

Şimdi diyeceksiniz ki, bunların pazarlamayla ne ilgisi var? Var efendim, hem de çok var. Pazarlamada yeni fikirler, mevcut uygulamanın/kuramın cevapla(ya)madığı sorulara veya karşıla(ya)madığı ihtiyaçlara çözüm önerisi getirmek değil midir? Bu haliyle bilimsel buluştan farklı mıdır pazarlama fikirleri? Bence bu ikisi büyük benzerlikler taşır.

Geçen hafta Cengiz bir yazı yazdı; “Niş Pazarlama, internet ve büyük fikirler”. Bu yazısında, internette büyük iş fikirlerinin keşfedilmeyi beklediğini yazmış Cengiz. Çok da doğru söylemiş. Yeni bir ortam, yeni kurallar, değişen istek ve ihtiyaçlar, değişen bir tüketici ve tüketim yapısı var ortada. Buradan yeni iş fikirleri çıkmazsa ayıp zaten. Evet, keşfedilmeyi bekleyen onlarca fikir var ve birilerinin onları görüp, işte bu iyi bir fikir demesini bekliyorlar. O zaman, önemli soruyu soralım isterseniz. Bu iş ve pazarlama fikirleri nasıl bulunur?

kesif.jpg

Eğer pazarlama veya iş fikirleri mevcut uygulamanın/kuramın cevapla(ya)madığı sorulara veya karşıla(ya)madığı ihtiyaçlara çözüm önerisi getirmekse, o zaman bu cevaplanmamış soruların ve/veya karşılanmamış ihtiyaçların keşfi bize yol gösterebilecektir. Bu soru ve ihtiyaçlar bir şekilde yaşanan değişimlerle ilişkilidir. Ancak bu ilişki bir neden sonuç ilişkisi değil, karşılıklı bir etkileşim ilişkisidir. Yani değişim ve ihtiyaçlar karşılıklı bir etkileşime girerek birbirlerini üretirler. Bu nedenle, bu soru ve ihtiyaçların keşfinde, değişimlerin anlaşılması büyük önem taşır. Değişimler ise ancak önceki durumun ne olduğunun, bu noktaya nasıl gelindiğinin ve değişimin nasıl ve nerelerde oluştuğunun anlaşılmasından geçer. Değişimlerin anlaşılması, insanların sorunlarını ve ihtiyaçlarını kendi sözcükleriyle tanımlamalarının da ötesine geçmeniz demektir. Kimi zaman insanların kendilerinin bile farkında olmadığı şeyleri görmeye çalışmanız demektir. Ancak bu şekilde eksiklikleri görmek ve anlamak mümkün olur.

Bu soru ve ihtiyaçların keşfi sadece işin bir kısmını oluşturur. İyi bir pazarlama veya iş fikri yaratmak için ihtiyacınız olan ikinci şey, bu cevaplanmamış soruya veya karşılanmamış ihtiyaca bir çözüm önerisi getirmektir. İşte bu çözüm önerisi sizin bir fikir üretmenizle ilgilidir. Ürettiğiniz iş veya pazarlama fikri, mevcut durumdaki açığı başarılı bir şekilde kapatmalıdır. Bu aşama, Einstein’ın sözünü ettiği “probleme çözüm getiren ilkeleri bulma” aşamasıdır ve ona göre “kuram oluşturmada bizi başarılı kılacak ne bilinen bir yöntem vardır, ne de öğrenimle kazanılabilecek özel bir kafa donatımından söz edilebilir”. Sezginin, yaratıcı hayal gücünün ve keskin zekânın ihtiyaç duyulduğu aşama burasıdır. Aynı zamanda, şans ve tesadüflerin devreye girdiği aşamada burasıdır. Aklınızda bir soru veya sorun vardır ve karşınıza tesadüfî veya şans eseri olarak çıkan bir olayda bu sorunun nasıl çözümleneceğini görüverirsiniz.

yaraticilik.jpg

Ancak, bu ilişkiyi kurabilmeniz ve çözüm önerisini geliştirebilmeniz için sezgi, yaratıcı hayal gücü, keskin zekâ, şans ve tesadüfler yanında sahip olmanız gereken bir şey daha vardır. O da, kafanızın bu ilişkileri kurmaya hazır olması, yani yeterli bilgi donanımına sahip olmanızdır. Aynı o büyük bilimsel buluşları ortaya çıkartan bilim adamları gibi. Bu bilim adamlarının hayatına baktığımızda, hepsinin çok değişik alanlarda bilgi hatta uzmanlık sahibi olduklarını görüyoruz. İşte bu çeşitlilik, bir yandan sorunların belirlenmesinde bir yandan da soruna çözüm önerisi getirirken kurulan ilişkilerde kendini gösteriyor. Tesadüfler, bu ilişkileri kurabilen kafalarda buluşlara dönüşüyor.

Şimdi tekrar pazarlama ve iş fikirlerine geri dönersek, tüm bu kişisel özellikler (sezgi, yaratıcı hayal gücü, keskin zekâ) ve tesadüflerin yanında bizim de ihtiyacımız olan şey kafalarımızı bu ilişkileri kurmaya hazır hale getirmektir. Bunun için tek ve doğru bir yol olduğunu söylemek büyük bir yanlış olur. Doğduğumuz günden başlar bu süreç ve ölene kadar da devam eder (hatta çoğu zaman, edindiğimiz bilgilerin pazarlamayla ilişkisi olduğunu çok sonraları fark ederiz). Okuduklarımız, gözlemlerimiz, deneyimlerimiz hepsi bu sürecin birer parçasıdır. Yani sadece okullar ve orada edindiğimiz bilgiler yeterli olmaz bu donanımı sağlamak için. Sonrasında da önemli bir çaba gerektirir. Diğer yandan, pazarlama veya iş fikirleri üretmek için sadece pazarlama ya da işletme konularında bilgi sahibi olmak da yeterli olmaz. İnsana ve topluma dair olan her alan (psikoloji, sosyoloji, iktisat, iletişim bunlardan sadece bazıları) pazarlamayla da doğal olarak ilgilidir ve sahip olduğumuz bilgi donanımı içinde yerini almalıdır.

Sonuç olarak, Cengiz‘in sözünü ettiği fikirleri bulmak önemli ölçüde sezgiyi, yaratıcı hayal gücünü ve keskin bir zekâyı gerektirecektir. Hatta tesadüfler ve şans da belki çok büyük bir etkiye sahip olacaktır bu süreçte. Ancak, günün birinde karşımıza bir fırsat çıktığını ve buradan da iyi bir iş fikri çıkartılabileceğini anlamamız için yeterli olmayacaktır bunlar. Unutmayın ki, büyük fikirler bunlara hazır olan kafalar için vardır…

Bilimin Öncüleri, Cemal Yıldırım (Tübitak Popüler Bilim Kitapları, Nisan 2005)

Güncelleme 1: Cengiz’in bu konunun devamını getirdiği yazısını okumak için: Büyük balık (iş fikri) yakalamanın yolu!

Güncelleme 2: Aslında yazımda çok kısa değindiğim (pazarlama dışındaki alanlarda da bilgi sahibi olunması gerektiği) bir konuyu Özge Yılmaz, Tuba Üstüner ile yaptığı röportajında çok güzel bir şekilde ortaya koymuş. Şöyle demiş Özge Yılmaz bu yazısında;

Genel kabul görmüş kavramların sorgulanması her zaman zordur. Sorgulayanlara da hiçbir toplumda iyi gözle bakılmaz. Herkes gider mersine, “acaba bunun tersi nedir” diyebilmek her babayiğidin harcı değildir. Adamın biri kalkıp da “dünya düz değil, yuvarlaktır” demişti ve sonunda başına neler gelmişti. Farklı düşünenebilmek.. Çizginin ötesini görebilmek.. Apple 1997’de “Think Different” derken farklı düşünebilenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu.

Her zaman sınırlı sayıdaki bu insanları merak etmişimdir. Acaba bu insanları rahatsız eden nedir de genel kabul görmüş şeyleri sorgulayabiliyorlar diye düşünüp dururken Google’dan Tuba Üstüneri buldum.

Tuba Üstüner ise bu süreçte kendisini tetikleyen durumu şöyle özetlemiş;

Harvard’da doktora yaparken hocalarımdan bir tanesi bana demişti ki “Eğer herkesin dediğinden farklı bir şey söylemek istersen, ilgilendiğin konulardan çok farklı konularda ve farklı disiplinlerde gezinmelisin. Tüm yaratıcı fikirler marjinlerde yatar”.

Ben bu öneriyi kalpten takip ettim. Doktoram esnasında işletme fakültesinden olabildiğince uzak durup sosyoloji ve antropoloji bölümünden dersler aldım.

Entry filed under: Kitap, Serbest Dalış. Tags: .

18 Comments Add your own

  • 1. Marketing Post ™ » Pazarlama Hakkında her şey  |  October 22, 2006 at 12:34 am

    […] Zeynep Özata, benim daha önceden değindiğim "Niş pazarlama, internet ve büyük fikirler" başlıklı konuya, geniş bir pencereden bakmış ve ayrıntılı bir yazı yazmış. Zeynep, "Büyük iş fikirleri bunlara hazır olan kafalar için vardır" demiş ve iş fikri bulmanın aşamalarını anlatmış. Ben, Zeynep’in anlattıklarını kafamdaki süzgeçten geçirip, bir şema haline getirdim. Tabi şemaya birşeyler daha ekledim. Ortaya çıkanı  burada paylaşmak istiyorum. İşte bu şemayı hazırlarken aklıma o basit Basic kodları geldi ve ona uyarlayarak bu iş fikri şemasını yazdım. Şimdi bu iş fikri şemasını okumadan önce benim önceden yazdığım yazıyı ve sonra da Zeynep’in yazısını okumanız gerekiyor. Sonra bu yazıyı okumaya devam edebilrsiniz. […]

    Reply
  • 2. Cengiz  |  October 22, 2006 at 12:54 am

    Bu yazınla, konu hakkında kafamda bazı taşların yerine oturmasını sağladın.
    Senin anlattıklarını kafamdaki süzgeçten geçirip, bir şema haline getirdim. Tabi şemaya birşeyler daha ekledim. Bazen konu dışına taşsam da önemli birkaç nokta ön plana çıktı diyebilirim.

    Büyük balık (iş fikri) yakalamanın yolu!

    Bakalım bu konunun sonunda nasıl bir çıkarsama ile karşı karşıya kalacağız?

    Reply
  • 3. seribul  |  October 25, 2006 at 2:14 pm

    Süper bir yazı.. ellerinize sağlık

    Reply
  • 4. zeynepozata  |  October 25, 2006 at 4:35 pm

    Teşekkürler

    Reply
  • 5. Mert Ulas  |  November 3, 2006 at 1:10 am

    Cok guzel bir yazi olmus, tesekkurler

    Reply
  • 6. Hasan  |  November 5, 2006 at 12:16 am

    keyifle okudum yazınızı…

    ayrıca tuba üstüner’in hocasının sözünü de ekledim panoma, gerçekten çok iyi. bir misyon gibi.

    Reply
  • 7. Mert Ulas  |  November 9, 2006 at 4:07 am

    Son yazimda sizin bu yazinizi referans verdim, umarim sakincasi yoktur.

    Reply
  • 8. zeynepozata  |  November 11, 2006 at 12:56 pm

    Elbette yok🙂

    Reply
  • […] Yazacak şeyler öyle çok birikti ki nereden başlayacağımı bilemiyorum. Ama sanırım önce şu “Büyük fikirler bunlara hazır olan kafalar için vardır…” yazısının devamını getirmek gerek. Güzel bir yazı oldu olmasına ama ben bu kadar ilgi çekeceğini düşünmemiştim. Geçtiğimiz haftalarda sayfada en çok okunan yazı bu oldu. Yazının bu kadar okunması benim konu üstüne daha fazla düşünmeme sebep oldu. Bu arada, aslında atladığım önemli bir nokta olduğunu da gördüm. Gelin bu eksik bıraktığım noktayı tartışalım şimdi de. […]

    Reply
  • 10. murat  |  December 11, 2006 at 4:30 pm

    nbr

    Reply
  • 11. mehmet parlak  |  January 22, 2007 at 3:51 pm

    fikrim var ama onu hayata geçirecek maddi imkanlara sahip değilim ne yapabilirim

    Reply
  • […] Bu yazılar içinden bir tanesi okunma rekorları kırmış. Tam 4.000 kez okunmuş. Benim de hem çok severek yazdığım hem de hala dönüp okuduğumda beğendiğim bir yazıdır bu; “Büyük fikirler bunlara hazır olan kafalar için vardır…“ […]

    Reply
  • 13. Baris EREN  |  June 4, 2007 at 11:31 pm

    Güzel yazılar, iyi yazmışsınız gibi klişe olmuş sözcük öbeklerinin dışında biraz laf etmek isterdim.

    Konuyu felsefe etrafında sentezleyip, pazarlama olgusuna bağlamanızı, heyecanlı ve okunası birkaç paragraf meydana getirmiş. ( “güzel yazı çok sağol”dan çok farklı oldu sanki!🙂 )

    Keyifle hem sizinkileri hemde Cengiz arkadaşımızınkini okudum. Devamını beklerim.

    Reply
  • 14. Niş Pazarlama, internet ve büyük fikirler | MKB TR  |  June 8, 2007 at 9:30 am

    […] Zeynep Özata, “Büyük fikirler bunlara hazır olan kafalar için vardır” isimli yazısında “Büyük fikir nasıl bulunur?” sorusunu […]

    Reply
  • 15. muhammet  |  June 19, 2007 at 10:52 am

    arkadaşlık

    Reply
  • 16. Büyük balık (iş fikri) yakalamanın yolu!  |  January 9, 2009 at 8:13 pm

    […] konuya, geniş bir pencereden bakmış ve ayrıntılı bir yazı yazmış. Zeynep, “Büyük iş fikirleri bunlara hazır olan kafalar için vardır” demiş ve iş fikri bulmanın aşamalarını anlatmış. Ben, Zeynep’in anlattıklarını […]

    Reply
  • 17. İsa  |  January 7, 2010 at 8:36 am

    gerçekten güzel bir blog yazısı olmuş ellerinize sağlık

    Reply
  • 18. Misyon5ice  |  December 26, 2010 at 3:36 am

    Fikirlerin büyüklüğü, kafalarla sınırlı değildir. Fikirler sonsuzdur. Bunları ortaya koyayacak olan araçtır kafalar.
    Yazı için teşekkürler Zeynep Hanım.

    Reply

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


"Uygulamaya elvermeyen teori anlamsız, teoriye dayanmayan uygulama ise kısırdır." Leonardo da Vinci

İletişim

Arşiv

Yakın Takip

Subscribe in NewsGator Online

Subscribe in Bloglines

Ziyaretçilerde Son Durum

  • 321,028 hits
free webpage counters

%d bloggers like this: