Ödev mevsimi geldi anlaşılan…

December 21, 2006 at 8:01 pm 9 comments

Nereden mi anlıyorum? Benim sayfanın istatistikleri kafayı yiyor da ondan. Düzenli yazı yazmayınca sayfanın hitlerinin düşmesi gerekir, değil mi? Yok efendim nerede, benim sayfa her gün yeni bir rekora imza atıyor. En çok okunan yazılar; Yeşil Pazarlama, Sosyal Sorumlu Tüketici (yakında tüm Türkiye Yeşillenelim diye inleyecek, ondan korkuyorum), Postmodern Tüketici Araştırmaları, Etnografik Tüketici Araştırmaları ve Büyük Fikirler Bunlara Hazır Olan Kafalar İçin Vardır yazıları. Tabi bir de Tüketim Kültürü yazısına büyük ilgi var ama bu yazının bir ödev olmadığını görenler büyük hayal kırıklığına uğruyordur sanırım.

Belli ki millet bir ödev konusu ve kaynak arayışında. Malum ödev siteleri paralı. Türkçe Internet kaynaklarının niteliğini ise tartışmaya açmak gerekiyor. Bu durumda da öğrenci kardeşlerim kalıyor pazarlama bloglarına. Diyeceksiniz ki kütüphaneye gitsinler, oradan kaynak toplasınlar. Vallahi ben gitmiyorum kütüphaneye. Yapmadığım şeyi de başkasından beklemem ayıp olur şimdi.

jobless.jpg

Biz yeniden öğrenci kardeşlerimize dönelim. Hayatta kaç kere öğrenci olunur ki? Yalnızca bir kere. Benim durumumda iki ama bu istisnai bir durum. Çalışmaya başladınız mı bitmiştir öğrencilik. Artık sorumluluklar vardır ve ciddi bir dünyada yaşıyorsunuzdur. Sınavlarda kopya çekmenin heyecanı da, dersleri asıp sabah uykusunun keyfini sürdürmek de bitmiştir. Her sabah zorla kaldırır kendinizi işe atarsınız. Artık koşturmaca hiç bitmeyecektir.

İşte bu koşturmaca öncesi öğrencilik en keyifli yaşanması gereken dönemdir. Bu yüzden canım feda olsun sizlere. Alın tepe tepe kullanın benim hazırladığım ödevleri ve yaşayın gençliğinizi, öğrenciliğinizi.

Desem de inanmayın siz bana. Neden mi? O da yarına kalsın.

Not: Sakın beni kopya çekmiş biri sanmayın. Ben ödlek bir insan olarak hiç kopya çekmedim hayatımda. Tamam, bir iki kere yanımdakine bakmışımdır ama o kadar. Vallahi. Ama sabah dersi kırıp uyuduğum çok olmuştur.

Entry filed under: Genel. Tags: .

9 Comments Add your own

  • 1. Murat Kaya  |  December 21, 2006 at 11:37 pm

    Örtmenim, şimdi kütüphaneye gitmeyelim mi yani?

    Ödev siteleri de ayrı bir acı konu. Bir de insanların ne olduğunu hiç okumadan ileteceği ödevlere para verdiğini düşünmek beni iyice şaşırtıyor (okumadan, print alıp verdiklerini düşünüyorum çünkü – evet bazen atgözlüğü iyi olabilir:)

    Şimdi kütüphaneye sadece ödev zamanı mı gidilir? Bence kütüphaneleri ödev sezonları haricinde de cazip hale getirmeli. Mesela “sessizliği özlediğinizde…” gibi. Ben lisedeyken hep öyle kaçardım kütüphanye. Sessizliğe bırakırdım kendimi. Rastgele kitap açıp okumak da büyük lükstür hani. Eğer ardında “şu kitabı okuman gerekir” diktası yok ise.

    Reply
  • 2. zeynepozata  |  December 22, 2006 at 12:24 pm

    Gitmeyin yavrum. Gerek yok zira🙂
    Giden gitsin tabi ama ben sevmem ve gitmem. Benim yapmadığım şeyi de öğrencimden beklemem. Ama tabi benim elimin altında okulumuzun bize sağladığı çok geniş bir elektronik kütüphane var. Bunu kullanmak dururken ne diye taşınayım oralara. Tabi öğrencimden kütüphaneye gitmesini beklemem ama bu elektronik kaynakları kullanmasını beklerim.

    Sevgiler sunuyorum öğrenme isteğiyle yanıp tutuşan güzel kardeşim,
    Sıfırcı Zeynep

    Reply
  • 3. Rüstem  |  December 22, 2006 at 1:06 pm

    Kopyalama ödeve ben de karşıyım. etrafımda bunu yapan çok var.Ne kopyalamam ne de kendi ödevimi bir sonrakına çekmesi için vermem. Sınavlarda kopya malesef çekemiyorum. Keşke o yeteneğim olsaydı. Çünkü işlem hatalarından çok yandım. En azından sınavda hatamı gorür düzeltirdim. Şimdi başım yine dertte !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
    Hem ödev hem de sınav kopyasında sadece öğrenciler eleştirilmemeli diye düşünüyorum, bunda mutlaka hocaların da bir “payı” vardır. Hoca 5-6 kurala yapışıp kalmışsa, öğrenci de ilk olarak kopyalama ödevle yırtmaya başlar hocanın kurallarını…
    Sizin öğrencilerini seven ve öğrencilerininzi gerçekten öğretmeye ve en önemlisi de düşünmeye yönlendiren birisi olduğunuza şüphem yok..Teşekkürler!

    Reply
  • 4. Murat Kaya  |  December 22, 2006 at 3:23 pm

    Bizim zamanımızda elektronik kütüphane yoktu, kullanamadık.
    İtiraf edeyim, kopya çekerdim ben. Sağlam kopyacı olmasam da, kendimi öyle görürdüm. Sınavları, harp olarak görürdüm ve her türlü hileye başvurabilirdim. (O zaman gözler iyiydi, dört sıra önümdekinin ne yazdığını bile görebilirdim. Şimdi sınava girsem, kendi kağıdımı zor görürüm. Haha.)
    Büyük öğrenciydim. Emekliye ayrıldım.

    Sıfırcı hoca güzel oldu. Valla en sevilen hocalardan biri de sıfırcı hocalardır. Size de “yılın hocası” ünvanları dilerim, bol bol Zeynep Hocam.

    Reply
  • 5. A. Selim Tuncer  |  December 22, 2006 at 6:31 pm

    Kütüphanelerde tütün ve tütün mamülleri kullanmak da yasaktı değil mi?

    Reply
  • 6. Murat Kaya  |  December 23, 2006 at 8:55 am

    🙂 Kütüphanelerde tütün ve tütün mamümlleri ve çay kahve olursa, ziyaretçi sayısı artabilir. Kütüphane içinde sigaralı/sigarasız bölüm açmak da güzel bir çözüm olabilir bu konuda.

    Yabancı dil laboratuvarlarındaki gibi kişiye ait havalandırmalı bölümler yapılarak da uzun süre sigarasını içip kimseyi rahatsız etmeden kitap okuması sağlanabilir. Böylece elektronik ve geleneksel kütüphane de tek bir bünyede birleştirilmiş olur mu? Bence olur.

    Reply
  • 7. zeynepozata  |  December 23, 2006 at 8:55 pm

    Bakın kütüphanede kahve ve sigaraya izin olursa o zaman durum değişebilir. Aslında bizim kütüphanede özel bölmeler var ders çalışmak için ama büyük ihtimalle sigara içilmiyordur.

    Reply
  • 8. kalemzede  |  December 25, 2006 at 11:47 am

    Merhaba,

    Geçtiğimiz yıl bir başka bloğumda Türk romanları üzerine bazı akademik yazılarımı açmıştım okumaya. Sitenin gördüğü ilginin şiddeti beni çok şaşırtmıştı. Bu yazıların ve yazılardaki görüşlerin herhangi birini ne lise ne de lisans düzeyinde ödev kapsamına dahil etmek hocayı ancak kuşkuya düşürür diye düşünürdüm ama denize düşen yılana sarılıyor demek ki. Ödevciler içinden sadece bir kişi bana e-mail yazıp izin istemişti. Şu andaki bloğumda da bir yazım sanırım yine ödev arayışı nedeniyle haylice ilgi görmekte: “Vatan Sevgisi”. Tanıdığım bir hoca, kendisine teslim edilen ödevlerden bir ya da birkaç cümleyi ya da cümle parçasını Google’da aratarak kopya ödevlerin kaynağını kolayca bulabiliyordu. Yani ödev yapanlar yararlandıkları kaynaklar üzerinde tek bir harfin bile yerini değiştirme zahmetine katlanmıyorlar çoğunlukla.

    Kanımca, ödev sayısının azaltılması ama ödevin yapılış sürecinin hoca tarafından hem sıkıca izlenmesi hem de öğrenciye etkin bir danışmanlık yapılması gerekmektedir. Bu türden bir izleme ve danışmanlık etkinliğinin öğrencinin araştırma ve yazma becerisini önemli oranda geliştireceğini sanıyorum. Kaynak araştırma ve özgün yazı deneyiminin öğrencide kendiliğinden gelişmesini beklemek bana aşırı bir iyimserlik olarak görünüyor. Bilkent gibi, çevrimiçi kaynaklara etkin erişim sağlamış bir üniversitede bile çoğu öğrencinin bu zahmete katlanmadığına bizzat tanığımdır. Yine aynı üniversitede tümüyle ticarileşmiş bir ödev sektörü oluşmuş ve üniversite bu durumu ağır disiplin cezaları aracılığyla önleme girişimlerinde bulunmuştu.

    Saygılarımla…

    Reply
  • 9. zeynepozata  |  December 28, 2006 at 1:55 pm

    Merhabalar,

    Yorumunuzda söylediklerinize kesinlikle katılıyorum. Aslında vakit bulabilseydim bu yazının hemen ardından bir yazıyla söylemiş olduğunuz konular üzerinde duracaktım. Benim de sayfamda yayınladığım çoğu yazı bir lisans ya da yüksek lisans öğrencisinin ödevi olmak için oldukça ağır ama sanırım çok fazla okumadan kopyalıyorlar sayfaları. Gerçi arada yazdığım konu hakkında ödev yapan ve farklı kaynaklar için bilgi isteyenler de oluyor ama sayıları ne yazık ki çok az.

    Yorumunuz için çok teşekkürler. Ben yazıyı yazamadım ama siz söylemek istediklerime tercüman olmuşsunuz aslında.

    Reply

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


"Uygulamaya elvermeyen teori anlamsız, teoriye dayanmayan uygulama ise kısırdır." Leonardo da Vinci

İletişim

Arşiv

Yakın Takip

Subscribe in NewsGator Online

Subscribe in Bloglines

Ziyaretçilerde Son Durum

  • 320,853 hits
free webpage counters

%d bloggers like this: